knock
A1A2B1B2C1C2
/nɑk/
/nɒk/
-
1
kapı çalmak, tıklamak
To hit a surface, often a door, with your hand or knuckles.
-
He knocked on the door before entering.Girmeden önce kapıyı çaldı.
-
I heard someone knock at the door.Kapıda birinin çaldığını duydum.
-
-
2
içeri girmek için izin isteyerek kapıya vurmak
To hit a door to ask if you can come inside.
-
Don't knock on the glass, it might break.Cama vurma, kırılabilir.
-
-
3
eleştirmek, kınamak, yermek Common
To criticize or express disapproval of someone or something.
-
He always knocks my ideas without giving them a chance.Her zaman fikirlerimi şans vermeden eleştiriyor.
-
Don't knock the new policy before you understand it.Yeni politikayı anlamadan eleştirme.
-
Verb Forms Regular
Base
knock
/nɑk/
Past
knocked
/nɑkt/
Participle
knocked
/nɑkt/
Spelling rule
Add ‑edknock → knocked
Fiilin sonuna -ed eklenir.
Same rule: work → worked · want → wanted · help → helped
Pronunciation of -ed
/t/worked
/d/played
/ɪd/wanted
Fiil sert (ötümsüz) bir ünsüzle, /k/ sesiyle bittiği için -ed /t/ okunur; yeni hece eklenmez. knocked /nɑkt/
Synonyms
Collocations
knock on the doorknock loudlyknock twiceknock at the doorhear a knockknock someone down
Phrases 9
See all- knock around with someonephr.v.biriyle takılmak, biriyle vakit geçirmek
- knock downphr.v.(çarparak) yere düşürmek, yere sermek
- knock it offidiomkes şunu, bırak artık
- knock offphr.v.paydos etmek, işi bırakmak
- knock on woodidiomtahtaya vur, şeytanın kulağına kurşun
- knock oneself outidiomcanını dişine takmak, kendini paralamak
- knock outphr.v.nakavt etmek, bayıltmak
- knock overphr.v.devirmek, yere düşürmek
- knockn.tıkırtı, vuruş