fall
-
1
düşmek
To drop down from a higher place to a lower one.
-
The leaves fall from the trees in autumn.Sonbaharda yapraklar ağaçlardan düşer.
-
A book fell off the shelf and hit the floor.Raftan bir kitap düştü ve yere çarptı.
-
-
2
yere düşmek, devrilmek, yıkılmak
To suddenly stop standing and come down onto the ground.
-
Be careful not to fall on the ice.Buzda yere düşmemeye dikkat et.
-
Several old trees fell during the storm.Fırtına sırasında birkaç yaşlı ağaç devrildi.
-
-
3
azalmak, gerilemek
To become lower in amount, number, level or value.
-
Prices are expected to fall next month.Fiyatların gelecek ay gerilemesi bekleniyor.
-
The number of visitors fell by twenty percent.Ziyaretçi sayısı yüzde yirmi azaldı.
-
-
4
(bir hâle) gelmek, (uykuya) dalmak
To pass into a particular state or condition; to become.
-
I fell asleep in front of the TV.Televizyonun karşısında uykuya daldım.
-
The room fell silent when she walked in.O içeri girince oda bir anda sessizleşti.
-
-
5
yağmak
Of rain, snow or other things from the sky, to come down.
-
Snow fell all night, and the roads were closed.Bütün gece kar yağdı ve yollar kapandı.
-
About ten centimetres of rain fell in one day.Bir günde yaklaşık on santimetre yağmur yağdı.
-
-
6
(… altına) düşmek
To become lower than a particular level or limit, often one that is needed for safety.
-
Don't let your account balance fall below fifty lira.Hesap bakiyenin elli liranın altına düşmesine izin verme.
-
If visibility falls below the landing minima, the crew must not continue.Görüş iniş minimalarının altına düşerse ekip yaklaşmaya devam etmemelidir.
-
-
7
(bir güne) denk gelmek, rastlamak
To happen on a particular day or date.
-
My birthday falls on a Sunday this year.Doğum günüm bu yıl pazar gününe denk geliyor.
-
The public holiday falls on a Friday, so we get a long weekend.Resmî tatil cumaya rastlıyor, yani uzun bir hafta sonumuz olacak.
-
-
8
(kapsamına) girmek, (bir gruba) dâhil olmak
To belong to a particular group, type or area of responsibility.
-
This book falls into the category of science fiction.Bu kitap bilim kurgu kategorisine giriyor.
-
Road repairs fall within the city council's responsibilities.Yol onarımları belediyenin sorumluluk kapsamına giriyor.
-
-
9
(ışık/gölge) düşmek, (gözü) ilişmek
Of light, a shadow or a look, to land on someone or something.
-
A shadow fell across the floor.Yere bir gölge düştü.
-
Her eyes fell on an old photo on the desk.Gözü masadaki eski bir fotoğrafa ilişti.
-
-
10
dökülmek, sarkmak
Of hair or cloth, to hang down loosely.
-
Her long hair fell over her shoulders.Uzun saçları omuzlarına dökülüyordu.
-
The curtains fall all the way to the floor.Perdeler yere kadar sarkıyor.
-
-
11
(birinin) üzerine düşmek, (birine) kalmak
Of a duty or responsibility, to become someone's job.
-
The job of cooking usually falls to me.Yemek yapma işi genellikle bana kalıyor.
-
The responsibility falls on the parents, not the school.Sorumluluk okulun değil, ebeveynlerin üzerine düşüyor.
-
-
12
(gece) çökmek, (karanlık) basmak
Of night, darkness or silence, to begin.
-
Night fell quickly in the mountains.Dağlarda gece çabucak çöktü.
-
Darkness had fallen by the time we got home.Eve vardığımızda karanlık basmıştı.
-
-
13
(yüzü) asılmak, (suratı) düşmek
Of a person's face, to suddenly look disappointed or sad.
-
His face fell when he heard the news.Haberi duyunca yüzü asıldı.
-
Her face fell when she saw her exam results.Sınav sonuçlarını görünce suratı düştü.
-
-
14
(iktidardan) düşmek, ele geçirilmek
To lose power or be defeated, or to be taken by an enemy.
-
The government fell after only six months.Hükümet sadece altı ay sonra düştü.
-
The city fell after a long siege.Şehir uzun bir kuşatmanın ardından ele geçirildi.
-
-
15
(savaşta) ölmek, hayatını kaybetmek Literary
To die in a war or a battle.
-
The monument honours the soldiers who fell in the war.Anıt, savaşta hayatını kaybeden askerleri onurlandırıyor.
-
His grandfather fell in battle at the age of twenty.Büyükbabası yirmi yaşında savaşta öldü.
-
Verb Forms Irregular A-B-C · Üç biçim de farklı
No ‑ed✗falled ✓fell
Bu fiil düzensizdir: -ed kuralı uygulanmaz, past ve participle biçimleri ezberlenir.
- Pastfall → fellSesli harf değişir: a → e.
- Participlefall → fallenBase biçimine -en eklenir.
Synonyms
Antonyms
Collocations
Phrases 24
See all- fall apartphr.v.dağılmak, parça parça olmak
- fall asleepcolloc.uykuya dalmak
- fall backphr.v.geri çekilmek, gerilemek
- fall behindphr.v.geri kalmak, (ödemeleri) aksatmak
- fall detectionn.düşme tespiti, düşme algılama
- fall downphr.v.düşmek, yere düşmek
- fall forphr.v.(bir şeye) kanmak, (oyuna) gelmek
- fall head over heels in loveidiomsırılsıklam âşık olmak
- fall inphr.v.(çatı/tavan) çökmek, göçmek
- fall in lovecolloc.âşık olmak
- fall into placeidiomtaşlar yerine oturmak, her şey yoluna girmek
- fall offphr.v.düşmek, kopup düşmek
- fall outphr.v.(biriyle) arası bozulmak, bozuşmak
- fall out withphr.v.bozuşmak, arası bozulmak