stand up
A1A2B1B2C1C2
/stænd ʌp/
/stænd ʌp/
-
1
ayağa kalkmak
To rise from a sitting or lying position to a standing position.
-
Stand up when the teacher comes in.Öğretmen içeri girince ayağa kalk.
-
She stood up to greet him.Onu karşılamak için ayağa kalktı.
-
-
2
(birini) ekmek, (randevuya) gelmemek Informal
To not meet someone you have arranged to meet, especially on a date.
-
He stood me up last night, so I ate dinner alone.Dün akşam beni ekti, ben de akşam yemeğini yalnız yedim.
-
I waited for an hour, but she stood me up.Bir saat bekledim ama beni ekti.
-
-
3
(incelemeye) dayanmak, geçerli sayılmak
To remain true or convincing when examined carefully.
-
Their argument does not stand up to close examination.Argümanları yakından incelemeye dayanmıyor.
-
That kind of evidence would never stand up in court.Bu tür bir delil mahkemede asla geçerli sayılmaz.
-
Phrases 37
See all- stand up forphr.v.arkasında durmak, savunmak
- stand up tophr.v.(birine) kafa tutmak, (birine) karşı durmak
- standv.ayakta durmak, dikilmek
- standn.tezgâh, stant
- stand a chanceexpr.şansı olmak, ihtimali olmak
- stand againstphr.v.karşı durmak, karşı çıkmak
- stand byphr.v.(birinin) yanında olmak, (birine) destek olmak
- stand forphr.v.(…-in) kısaltması olmak, anlamına gelmek
- stand inphr.v.(birinin) yerine geçmek, (geçici olarak) vekâlet etmek
- stand on ceremonyidiomteklif tekellüf yapmak, resmiyete önem vermek
- stand on your own two feetidiomkendi ayaklarının üstünde durmak, bağımsız olmak
- stand outphr.v.öne çıkmak, göze çarpmak
- stand out from the crowdidiomkalabalıktan sıyrılmak, göze çarpmak
- stand out in your mindidiomakılda en çok yer etmek