make
-
1
yapmak, üretmek
To create or produce something, for example by putting parts or materials together.
-
His mother makes delicious desserts at the weekend.Annesi hafta sonları lezzetli tatlılar yapar.
-
This factory makes parts for cars and buses.Bu fabrika araba ve otobüs parçaları üretiyor.
-
-
2
(karar) vermek, (hata) yapmak, (telefon) etmek
Used with many nouns to say that someone does an action, such as make a decision or a mistake.
-
We need to make a decision by Friday.Cumaya kadar bir karar vermemiz gerekiyor.
-
Everyone makes mistakes when learning a new language.Yeni bir dil öğrenirken herkes hata yapar.
-
-
3
(mutlu, kızgın vb.) etmek, (bir hâle) getirmek
To cause someone or something to be in a particular state or to have a particular feeling.
-
The good news made everyone very happy.İyi haber herkesi çok mutlu etti.
-
You make me so angry when you shout like that.Öyle bağırdığında beni çok kızdırıyorsun.
-
-
4
(birine bir şey) yaptırmak, zorlamak
To force someone to do something, or to cause that person to do it.
-
My parents made me tidy my room every weekend.Annemle babam bana her hafta sonu odamı toplatırdı.
-
That old film always makes me cry at the end.O eski film sonunda beni hep ağlatır.
-
-
5
(yemek, çay) yapmak, hazırlamak
To prepare food or a drink.
-
Can you make me a cup of tea?Bana bir fincan çay yapar mısın?
-
I'm making pasta for dinner tonight.Bu akşam yemek için makarna yapıyorum.
-
-
6
(gürültü) yapmak, (sorun) çıkarmak, neden olmak
To cause something such as a noise, a mess or a problem.
-
Please don't make so much noise; the baby's asleep.Lütfen bu kadar gürültü yapma; bebek uyuyor.
-
The children made a terrible mess in the kitchen.Çocuklar mutfağı darmadağın etti.
-
-
7
(para) kazanmak
To earn or get an amount of money.
-
She makes a lot of money as a lawyer.Avukat olarak çok para kazanıyor.
-
How much does a pilot make in a year?Bir pilot bir yılda ne kadar kazanır?
-
-
8
(arkadaş, düşman) edinmek
To start a relationship with someone, such as a friend or an enemy.
-
It is easy to make friends at university.Üniversitede arkadaş edinmek kolaydır.
-
He made a lot of enemies with his rude comments.Kaba yorumlarıyla bir sürü düşman edindi.
-
-
9
(iyi bir öğretmen vb.) olmak
To have the right qualities to become a particular kind of person or thing.
-
I think he will make an excellent pilot one day.Bence bir gün mükemmel bir pilot olur.
-
This old box will make a good table for now.Bu eski kutu şimdilik iyi bir masa olur.
-
-
10
yetişmek, (bir etkinliğe) katılabilmek
To manage to arrive somewhere in time, or to be able to go to an event.
-
We ran all the way and just made the last bus.Yol boyunca koştuk ve son otobüse ancak yetiştik.
-
I'm sorry, but I can't make the meeting on Monday.Üzgünüm ama pazartesi günkü toplantıya katılamıyorum.
-
-
11
(yatağı) toplamak, (yatak) yapmak
To put the sheets and covers on a bed neatly after someone has slept in it.
-
Please make your bed before you go to school.Okula gitmeden önce lütfen yatağını topla.
-
The hotel staff make the beds every morning.Otel çalışanları her sabah yatakları yapıyor.
-
-
12
etmek, (toplam) tutmak
To be a particular total when numbers or things are added together.
-
Two and three make five, and five and five make ten.İki artı üç beş eder, beş artı beş de on eder.
-
With you and me, that makes ten people for dinner.Seninle ve benimle birlikte akşam yemeği için on kişi eder.
-
-
13
(birini kaptan vb.) yapmak, (bir göreve) getirmek
To give someone a particular job or position.
-
The team made her captain last season.Takım geçen sezon onu kaptan yaptı.
-
They made him head of the department in May.Mayısta onu bölüm başkanlığına getirdiler.
-
-
14
(takıma, listeye) girmek, (manşete) çıkmak
To succeed in being chosen for a team, or in getting onto a list or into the news.
-
She trained hard and made the national team.Çok çalıştı ve milli takıma girdi.
-
The story made the front page of every newspaper.Haber bütün gazetelerin birinci sayfasına çıktı.
-
Verb Forms Irregular A-B-B · Past ve participle aynı
No ‑ed✗maked ✓made
Bu fiil düzensizdir: -ed kuralı uygulanmaz, past ve participle biçimleri ezberlenir.
- Pastmake → madeOrtadaki “k” yerine “d” gelir.
- Participlemake → madeParticiple, past ile aynıdır.
Synonyms
Antonyms
Collocations
Phrases 60
See all- make a big thing of somethingidiom(bir şeyi) mesele yapmak, (olayı) büyütmek
- make a bundleidiomyığınla para kazanmak, köşeyi dönmek
- make a cheque out to someonecolloc.çeki birinin adına yazmak, çeki birinin adına düzenlemek
- make a choicecolloc.seçim yapmak, (seçenekler arasında) karar vermek
- make a commentcolloc.yorum yapmak, fikir belirtmek
- make a complaintcolloc.şikayet etmek, şikayette bulunmak
- make a complaint about somethingcolloc.bir şey hakkında şikâyette bulunmak
- make a contributioncolloc.katkıda bulunmak, bağış yapmak
- make a decisioncolloc.karar vermek
- make a determined effortcolloc.kararlı bir çaba göstermek
- make a differencecolloc.fark yaratmak
- make a discoverycolloc.keşif yapmak
- make a donationcolloc.bağış yapmak
- make a foolidiomkendini rezil etmek, aptal durumuna düşmek