make up
A1A2B1B2C1C2
/meɪk ʌp/
/meɪk ʌp/
-
1
barışmak
To become friends again after an argument.
-
They argue and make up constantly.Sürekli kavga edip barışıyorlar.
-
Have you two made up after yesterday's fight?Dünkü kavgadan sonra ikiniz barıştınız mı?
-
-
2
oluşturmak, meydana getirmek
To form the whole of something, or a part of it.
-
Women make up more than half of the workforce.Kadınlar iş gücünün yarısından fazlasını oluşturuyor.
-
Eleven players make up a football team.On bir oyuncu bir futbol takımını oluşturur.
-
-
3
uydurmak, kafadan atmak
To invent a story, excuse or explanation, often to deceive someone.
-
He made up an excuse for being late again.Yine geç kalmak için bir bahane uydurdu.
-
Don't believe her; she made the whole story up.Ona inanma; bütün hikâyeyi uydurdu.
-
-
4
telafi etmek, (eksiği) tamamlamak
To replace an amount of time, work or money that is missing.
-
I'll stay late tonight to make up the hours I missed.Kaçırdığım saatleri telafi etmek için bu akşam geç saate kadar kalacağım.
-
Her parents made up the difference when she couldn't afford the bike.Bisiklete parası yetmeyince aradaki farkı ailesi tamamladı.
-
Phrases 60
See all- make up your mindexpr.karar vermek, kararını vermek
- makev.yapmak, üretmek
- maken.marka
- make a big thing of somethingidiom(bir şeyi) mesele yapmak, (olayı) büyütmek
- make a bundleidiomyığınla para kazanmak, köşeyi dönmek
- make a cheque out to someonecolloc.çeki birinin adına yazmak, çeki birinin adına düzenlemek
- make a choicecolloc.seçim yapmak, (seçenekler arasında) karar vermek
- make a commentcolloc.yorum yapmak, fikir belirtmek
- make a complaintcolloc.şikayet etmek, şikayette bulunmak
- make a complaint about somethingcolloc.bir şey hakkında şikâyette bulunmak
- make a contributioncolloc.katkıda bulunmak, bağış yapmak
- make a decisioncolloc.karar vermek
- make a determined effortcolloc.kararlı bir çaba göstermek
- make a differencecolloc.fark yaratmak