A better you
with better words.

Find the right word.
Understand it completely.

look

/lʊk/ /lʊk/
  1. 1
    bakmak

    To turn your eyes in a particular direction in order to see something.

    • Look at the sky. It's going to rain.
      Gökyüzüne bak. Yağmur yağacak.
    • She looked out of the window at the garden.
      Pencereden bahçeye baktı.
  2. 2
    görünmek, gibi görünmek

    To seem to be something, or to have a particular appearance.

    • You look tired. Did you sleep badly?
      Yorgun görünüyorsun. Kötü mü uyudun?
    • It looks as if it's going to snow tonight.
      Bu gece kar yağacak gibi görünüyor.
  3. 3
    benzemek

    To be similar in appearance to someone or something, used with 'like'.

    • He looks just like his father did at his age.
      Babasının onun yaşındaki hâline tıpatıp benziyor.
    • That cloud looks like a big white horse.
      O bulut büyük beyaz bir ata benziyor.
  4. 4
    aramak

    To try to find someone or something by searching.

    • I've looked everywhere, but I can't find my keys.
      Her yeri aradım ama anahtarlarımı bulamıyorum.
    • Have you looked in the kitchen drawer?
      Mutfak çekmecesinde aradın mı?
  5. 5
    incelemek, gözden geçirmek, ele almak

    To examine or study something carefully.

    • The doctor looked at my knee and said it was fine.
      Doktor dizimi inceledi ve bir sorun olmadığını söyledi.
    • The committee will look at the problem next week.
      Komite sorunu gelecek hafta ele alacak.
  6. 6
    (bir açıdan) değerlendirmek, (bir şekilde) görmek

    To think about something or someone in a particular way.

    • Try to look at it from my point of view.
      Olayı benim açımdan değerlendirmeye çalış.
    • After the accident, he looked at life differently.
      Kazadan sonra hayatı farklı görmeye başladı.
  7. 7
    (sözlüğe vb.) bakmak, kontrol etmek

    To read or check something in order to find information.

    • Look in the dictionary if you don't know a word.
      Bir kelimeyi bilmiyorsan sözlüğe bak.
    • I'll look on the website for the opening hours.
      Açılış saatleri için web sitesini kontrol edeceğim.
  8. 8
    dikkat etmek

    To pay attention to something, often to show surprise or anger.

    • Look where you're going! You nearly hit me.
      Nereye gittiğine dikkat et! Neredeyse bana çarpıyordun.
    • Look what you've done to my new shirt!
      Bak yeni gömleğime ne yaptın!
  9. 9
    bak, bakın

    Used to make someone listen to what you are going to say, often when you are annoyed.

    • Look, I'm sorry, but I really have to go.
      Bak, üzgünüm ama gerçekten gitmem gerek.
    • Look, it wasn't my fault, so stop shouting.
      Bak, benim hatam değildi, o yüzden bağırmayı kes.
  10. 10
    (bir yöne) bakmak, (-e) nazır olmak

    To face a particular direction.

    • Our hotel room looked out over the sea.
      Otel odamız denize nazırdı.
    • The house looks south, so it gets lots of sun.
      Ev güneye baktığı için bol güneş alıyor.
  11. 11
    (-meyi) planlamak, (-meyi) hedeflemek Informal

    To try or plan to do something, used in 'be looking to'.

    • The company is looking to open three new shops.
      Şirket üç yeni mağaza açmayı planlıyor.
    • We're looking to buy a house next year.
      Gelecek yıl bir ev almayı hedefliyoruz.
  12. 12
    (bir şeyle) karşı karşıya olmak Informal

    To be likely to have to pay or deal with something, used in 'be looking at'.

    • If you're caught speeding, you're looking at a big fine.
      Hız yaparken yakalanırsan büyük bir para cezasıyla karşı karşıya kalırsın.
    • We're looking at three months of work, at least.
      En az üç aylık bir işle karşı karşıyayız.

Verb Forms Regular

Base look
/lʊk/
Past looked
/lʊkt/
Participle looked
/lʊkt/
Spelling rule

Add ‑edlook → looked

Fiilin sonuna -ed eklenir.

Same rule: work → worked · want → wanted · help → helped

Pronunciation of -ed
/t/worked /d/played /ɪd/wanted

Fiil sert (ötümsüz) bir ünsüzle, /k/ sesiyle bittiği için -ed /t/ okunur; yeni hece eklenmez. looked /lʊkt/

Phrases 50

See all