see
-
1
görmek
To notice someone or something using your eyes.
-
I can see a bird outside the window.Pencerenin dışında bir kuş görüyorum.
-
Have you seen my keys anywhere?Anahtarlarımı bir yerde gördün mü?
-
-
2
izlemek, seyretmek
To watch a film, play, game or programme.
-
We saw a great film at the cinema last night.Dün akşam sinemada harika bir film izledik.
-
Did you see the match on Saturday?Cumartesi günkü maçı izledin mi?
-
-
3
görüşmek, buluşmak
To meet someone or spend time with someone.
-
I'm seeing some old friends this weekend.Bu hafta sonu bazı eski arkadaşlarımla buluşuyorum.
-
It was lovely to see you again.Seninle yeniden görüşmek çok güzeldi.
-
-
4
(doktora) görünmek, (bir uzmana) danışmak
To visit a doctor, lawyer or other expert for help or advice.
-
You should see a doctor about that cough.O öksürük için bir doktora görünmelisin.
-
I need to see a lawyer about the contract.Sözleşme konusunda bir avukata danışmam gerekiyor.
-
-
5
anlamak, kavramak
To understand something or realize why it is true.
-
I see what you mean, but I don't agree.Ne demek istediğini anlıyorum ama katılmıyorum.
-
I don't see why we have to leave so early.Neden bu kadar erken çıkmamız gerektiğini anlamıyorum.
-
-
6
bakmak, öğrenmek
To find out something by looking, asking or waiting.
-
I'll go and see if she's at home.Gidip evde mi diye bir bakayım.
-
Let's wait and see what happens tomorrow.Bekleyelim, yarın ne olacağını öğreniriz.
-
-
7
(… olarak) görmek, değerlendirmek
To think of someone or something in a particular way.
-
Many people see him as a hero.Birçok insan onu bir kahraman olarak görüyor.
-
I see things differently now that I'm older.Artık daha büyük olduğum için olayları farklı değerlendiriyorum.
-
-
8
hayal etmek, gözünde canlandırmak
To imagine something as possible.
-
I can't see myself living in a big city.Kendimi büyük bir şehirde yaşarken hayal edemiyorum.
-
I can just see her face when she opens the present.Hediyeyi açtığında yüzünün alacağı ifadeyi şimdiden gözümde canlandırabiliyorum.
-
-
9
(biriyle) çıkmak, (biriyle) birlikte olmak
To have a romantic relationship with someone.
-
Is she seeing anyone at the moment?Şu sıralar biriyle çıkıyor mu?
-
They have been seeing each other for six months.Altı aydır birlikteler.
-
-
10
(bir şeye) tanık olmak, sahne olmak
To be the time or place when an event or change happens.
-
The 1990s saw the start of the internet age.1990'lar internet çağının başlangıcına tanık oldu.
-
This year has seen big changes in our town.Bu yıl kasabamız büyük değişikliklere sahne oldu.
-
-
11
(-mesini) sağlamak, (-e) dikkat etmek
To make sure that something happens or is done.
-
Please see that all the windows are closed.Lütfen bütün pencerelerin kapalı olmasını sağla.
-
I'll see to it that he gets the message.Mesajı almasını sağlayacağım.
-
-
12
(birine) eşlik etmek, (kapıya kadar) geçirmek
To go with someone to a place to make sure he or she gets there safely.
-
Let me see you to the door.Sizi kapıya kadar geçireyim.
-
He always sees his sister home after school.Okuldan sonra kız kardeşine hep eve kadar eşlik eder.
-
-
13
görüşürüz Informal
Used in phrases such as "See you" and "See you later" to say goodbye.
-
Bye, Mum! See you this evening.Hoşça kal anne! Akşam görüşürüz.
-
See you later! Have a nice day.Sonra görüşürüz! İyi günler.
-
-
14
bakınız, (bir sayfaya) bakmak
Used in books and documents to tell the reader where to find more information.
-
For more details, see page 25.Daha fazla ayrıntı için 25. sayfaya bakınız.
-
See the table below for the full list of prices.Fiyatların tam listesi için aşağıdaki tabloya bakınız.
-
Verb Forms Irregular A-B-C · Üç biçim de farklı
No ‑ed✗seed ✓saw
Bu fiil düzensizdir: -ed kuralı uygulanmaz, past ve participle biçimleri ezberlenir.
- Pastsee → sawSesli harf değişir: ee → aw.
- Participlesee → seenBase biçimine -n eklenir.
Synonyms
Antonyms
Collocations
Phrases 30
See all- see a doctorcolloc.doktora görünmek
- see and avoidn.gör ve kaçın
- see eye to eyeidiomaynı fikirde olmak, anlaşmak
- see offphr.v.uğurlamak, alt etmek
- see redidiomtepesi atmak, gözü dönmek
- see the lightidiomsonunda gerçeği anlamak, aklı başına gelmek
- see the world through rose-colored glassesidiomher şeyi toz pembe görmek, (dünyaya) pembe gözlüklerle bakmak
- see things in black and whiteidiomher şeyi ya siyah ya beyaz görmek
- see throughphr.v.içyüzünü görmek, (birinin) oyununu anlamak
- see tophr.v.(bir işle) ilgilenmek, halletmek
- see what I'm sayingidiomne demek istediğimi anlıyor musun?, anlatabiliyor muyum?
- see yaexpr.görüşürüz
- see youexpr.görüşürüz
- see you laterexpr.sonra görüşürüz, görüşmek üzere