fragile
A1A2B1B2C1C2
/ˈfrædʒəl/
/ˈfrædʒaɪl/
-
1
kırılgan, kolay kırılan
Easily broken or damaged.
-
Handle with care; the contents are fragile.Dikkatli taşıyın; içindekiler kırılgandır.
-
These old glasses are very fragile, so wash them by hand.Bu eski bardaklar çok kırılgan, o yüzden elde yıkayın.
-
-
2
istikrarsız, pamuk ipliğine bağlı
Weak and easily made worse or destroyed.
-
The economy is still fragile after the long crisis.Ekonomi uzun krizin ardından hâlâ istikrarsız.
-
Their friendship was fragile and ended after one argument.Arkadaşlıkları pamuk ipliğine bağlıydı ve tek bir tartışmayla bitti.
-
-
3
halsiz, çelimsiz
(of a person) Physically or emotionally weak.
-
She felt fragile after her illness.Hastalığından sonra kendini halsiz hissediyordu.
-
Her grandmother is now quite fragile and rarely goes out.Büyükannesi artık oldukça çelimsiz ve nadiren dışarı çıkıyor.
-