down
A1A2B1B2C1C2
/daʊn/
/daʊn/
-
1
aşağı, aşağıya
From a higher to a lower place or position.
-
The cat jumped down from the table.Kedi masadan aşağı atladı.
-
Please sit down and make yourself comfortable.Lütfen oturun ve rahatınıza bakın.
-
-
2
düşüşte, azalarak
To or at a lower level, amount or strength.
-
Prices have come down a lot this year.Fiyatlar bu yıl çok düştü.
-
Could you turn the music down, please?Müziğin sesini kısabilir misin lütfen?
-
-
3
güneye, güneyde
In or towards the south.
-
We're flying down to Antalya next week.Gelecek hafta uçakla güneye, Antalya'ya gidiyoruz.
-
My cousins drove down from Istanbul to visit us.Kuzenlerim bizi ziyaret etmek için İstanbul'dan arabayla güneye indi.
-
-
4
geride
Losing in a game by a particular number of points or goals.
-
Our team was two goals down at half-time.Takımımız ilk yarıda iki gol gerideydi.
-
They came back from three points down to win.Üç sayı geriden gelip kazandılar.
-
-
5
peşin
Paid at once as the first part of a larger amount.
-
We paid 20 percent down and the rest in monthly payments.Yüzde 20'sini peşin, kalanını aylık taksitlerle ödedik.
-
You can buy the car with only 500 pounds down.Arabayı yalnızca 500 sterlin peşinatla alabilirsin.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
Phrases 55
See all- down and lockedexpr.aşağıda ve kilitli
- down in the dumpsidiommorali bozuk, keyifsiz
- down jacketn.kaz tüyü mont, kuş tüyü mont
- down lockn.aşağı kilidi, iniş kilidi
- down paymentn.peşinat
- down pillown.kuş tüyü yastık, tüy yastık
- down roundn.düşük değerlemeli yatırım turu, değer kaybıyla yapılan tur
- down stayexpr.yat, bekle
- Down syndromen.Down sendromu
- down the rabbit holeidiom(bir konunun) içinde kaybolmak, konudan konuya dalıp gitmek
- down the roadexpr.ileride, gelecekte
- down timen.duruş süresi, çalışmama süresi
- down to earthadj.ayakları yere basan, alçakgönüllü
- down to one's last pennyidiombeş parasız kalmış, son kuruşuna kadar harcamış