dog
A1A2B1B2C1C2
/dɔg/
/dɒg/
-
1
köpekcountable
An animal with four legs and a tail, often kept as a pet or for guarding or hunting.
-
She takes her dog for a walk every morning.Her sabah köpeğini yürüyüşe çıkarır.
-
My neighbor has a very friendly dog.Komşumun çok arkadaş canlısı bir köpeği var.
-
-
2
herif, alçağın tekicountable Informal
A man, especially an unpleasant or a lucky one, used after an adjective.
-
You lucky dog! You won the prize again.Seni şanslı herif! Ödülü yine kazandın.
-
He's a dirty dog for lying to his friends.Arkadaşlarına yalan söyleyecek kadar alçak biri.
-
-
3
berbat şey, fiyaskocountable Informal
Something of very poor quality; a failure.
-
His last film was a real dog.Son filmi tam bir fiyaskoydu.
-
That old car turned out to be a dog.O eski araba berbat bir şey çıktı.
-
Synonyms
Collocations
walk the dogtake the dog for a walkfeed the doga guard doga guide doga stray dogdog fooda dog ownera dog's lifeit's raining cats and dogslet sleeping dogs liedog-eat-dog
Phrases 41
See all- dog daysn.yazın en sıcak günleri, eyyamıbahur
- dog fightn.it dalaşı, hava muharebesi
- dog fightingn.köpek dövüşü, it dalaşı
- dog sledn.köpek kızağı
- dog sleddingn.köpek kızağı sürme, köpek kızağıyla yolculuk
- dog tiredidiomyorgunluktan bitmiş, bitkin
- dog walkern.köpek gezdirici
- dogv.yakasını bırakmamak, (sürekli) başına dert olmak
- alert dogn.uyarı köpeği, alarm köpeği
- comfort dogn.destek köpeği, terapi köpeği
- corn dogn.corn dog, çubukta kızarmış sosis
- crisis response dogn.kriz müdahale köpeği
- detection dogn.dedektör köpek, arama köpeği
- diabetic alert dogn.diyabetik uyarı köpeği