close
A1A2B1B2C1C2
/kloʊs/
/kləʊs/
-
1
yakın
Only a short distance away; near.
-
My home is close to the school.Evim okula yakın.
-
Is the hotel close to the beach?Otel plaja yakın mı?
-
-
2
(zamanca) yakın, yaklaşan
Near in time.
-
The exams are getting close, so I'm studying every day.Sınavlar yaklaşıyor, bu yüzden her gün çalışıyorum.
-
It was close to midnight when we got home.Eve vardığımızda saat gece yarısına yakındı.
-
-
3
samimi, (-le) yakın
Knowing someone very well and liking him or her a lot.
-
They have been close friends since childhood.Çocukluktan beri yakın arkadaşlar.
-
I'm very close to my sister.Kız kardeşimle çok yakınım.
-
-
4
yakın (akraba), birinci dereceden (akraba)
Directly related in a family, such as a parent, a child, a brother or a sister.
-
Only close relatives were invited to the wedding.Düğüne yalnızca yakın akrabalar davet edildi.
-
He has no close family, only a few cousins.Yakın ailesi yok, yalnızca birkaç kuzeni var.
-
-
5
sıkı, yakın (temas/işbirliği)
Involving a strong connection, regular contact or a lot of working together.
-
The two companies work in close cooperation.İki şirket sıkı bir işbirliği içinde çalışıyor.
-
Stay in close contact with your doctor during the treatment.Tedavi süresince doktorunla sıkı iletişim içinde ol.
-
-
6
dikkatli, titiz
Careful and thorough, paying attention to every detail.
-
Take a close look at this photo.Bu fotoğrafa dikkatlice bak.
-
Pay close attention to the instructions.Talimatlara çok dikkat edin.
-
-
7
çok benzer, aslına yakın
Very similar to something, or nearly the same.
-
There's a close resemblance between the two brothers.İki kardeş birbirine çok benziyor.
-
The colour isn't exactly right, but it's close.Renk tam doğru değil ama ona çok yakın.
-
-
8
çekişmeli, başa baş
Won or lost by only a very small difference.
-
It was a very close game, but we won in the end.Çok çekişmeli bir maçtı ama sonunda kazandık.
-
The race was so close that the judges needed a photo.Yarış o kadar başa baştı ki hakemler fotoğrafa bakmak zorunda kaldı.
-
-
9
(-mek) üzere, neredeyse
Almost in a particular state, or almost a particular amount.
-
She was close to tears when she heard the news.Haberi duyduğunda ağlamak üzereydi.
-
Close to a thousand people came to the concert.Konsere bine yakın kişi geldi.
-
-
10
boğucu, bunaltıcı, havasız
Warm and uncomfortable because there is no fresh air.
-
It's very close today; I think it's going to rain.Bugün hava çok boğucu, sanırım yağmur yağacak.
-
Open a window, it's really close in here.Bir pencere aç, burası gerçekten çok havasız.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
close toclose bya close friendclose familyclose relativesclose contacta close lookpay close attentiona close gameclose to tearsa close callat close range
Phrases 35
See all- close a bank accountcolloc.banka hesabı kapatmak
- close a dealcolloc.anlaşmayı bağlamak, anlaşmayı sonuçlandırmak
- close callidiomucuz atlatma, kıl payı kurtulma
- close doorsidiomfırsatların kapısını kapatmak, (birinin) önündeki kapıları kapatmak
- close downphr.v.kapanmak, (işyerini) kapatmak
- close formationn.sıkı düzen, sıkı formasyon
- close framen.kapatma çerçevesi
- close friendcolloc.yakın arkadaş
- close friendn.yakın arkadaş
- close friendsn.yakın arkadaşlar, yakın arkadaşlar listesi
- close inphr.v.yaklaşmak, çemberi daraltmak
- close MELcolloc.MEL'i kapatmak, ertelenebilir arızayı gidermek
- close offphr.v.(girişe/trafiğe) kapatmak, erişimi kesmek
- close outphr.v.(işi/hesabı) kapatmak, tamamlamak