spread
A1A2B1B2C1C2
/sprɛd/
/sprɛd/
- 1 sürmek
- 2 yayılmak, yaymak
Definition (English)
- To open something out or stretch it over a large area.
- To become larger or move to cover a wider area.
Example Sentences
-
She spread butter on her toast.Tostuna tereyağı sürdü.
-
The fire spread through the forest very quickly.Yangın ormanda çok hızlı yayıldı.
Verb Forms Irregular A-A-A · Üç biçim de aynı
Base
spread
/sprɛd/
Past
spread
/sprɛd/
Participle
spread
/sprɛd/
How the past is formed
No ‑ed✗spreaded ✓spread
Bu fiil düzensizdir: -ed kuralı uygulanmaz, past ve participle biçimleri ezberlenir.
- Pastspread → spreadPast biçimi base ile aynıdır; hiç değişmez.
- Participlespread → spreadParticiple, past ile aynıdır.
Synonyms
Antonyms
Collocations
Phrases 14
See all- spread outphr.v.yayılmak, (örtüyü/haritayı) yaymak
- spread the wordexpr.(haberi) yaymak, duyurmak
- spread the wordidiomhaberi yaymak, duyurmak
- spreadn.yayılma, dağılım
- be spread outphr.v.dağınık olmak, birbirinden uzak yerleşmiş olmak
- bid-ask spreadn.alış-satış makası, alış-satış farkı
- breakfast spreadn.kahvaltı sofrası, kahvaltılık çeşitleri
- credit spreadn.kredi spreadi, kredi farkı
- debit spreadn.borç spreadi
- option-adjusted spreadn.opsiyon ayarlı spread, opsiyona göre düzeltilmiş getiri farkı
- point spreadn.handikap, sayı farkı
- sandwich spreadn.sandviç ezmesi, sandviç sosu
- vertical spreadn.dikey spread, dikey opsiyon spread'i
- yield spreadn.getiri farkı, getiri makası