open
A1A2B1B2C1C2
/ˈoʊpən/
/ˈəʊpən/
-
1
açık
Not closed, so that people or things can go in, out or through.
-
The door is open, please come in.Kapı açık, lütfen içeri girin.
-
She always sleeps with the window open.Hep pencereyi açık bırakıp uyur.
-
-
2
(hizmete) açık, faaliyette
Ready for customers or visitors, or available for people or traffic to use.
-
The shop is open until 9 PM.Dükkân akşam 9'a kadar açık.
-
The airport is open again after the heavy snow.Yoğun kar yağışının ardından havalimanı yeniden açık.
-
-
3
(herkese) açık, katılıma açık
Available to everyone, or allowing anyone to enter or take part.
-
The competition is open to all ages.Yarışma her yaştan katılıma açık.
-
The palace gardens are open to the public on Sundays.Sarayın bahçeleri pazar günleri halka açık.
-
-
4
açık sözlü, içten
Honest and not hiding your thoughts or feelings.
-
She has always been very open about her illness.Hastalığı konusunda her zaman çok açık sözlü oldu.
-
I want us to be open with each other.Birbirimize karşı içten ve dürüst olmamızı istiyorum.
-
-
5
(yeniliğe) açık, önyargısız
Willing to listen to and think about new ideas.
-
Try to keep an open mind about the new plan.Yeni plan konusunda önyargısız olmaya çalış.
-
We are always open to suggestions from our customers.Müşterilerimizden gelecek önerilere her zaman açığız.
-
-
6
belirsiz, karara bağlanmamış
Not yet decided or settled.
-
The date of the meeting is still open.Toplantının tarihi hâlâ belirsiz.
-
Let's leave the question open until next week.Bu soruyu gelecek haftaya kadar karara bağlamayalım.
-
-
7
alenî, açıkça belli
Not hidden or secret; known to everyone.
-
It's an open secret that he wants to retire.Emekli olmak istediği herkesin bildiği bir sır.
-
There was open disagreement between the two managers.İki yönetici arasında açıkça belli bir anlaşmazlık vardı.
-
-
8
(eleştiriye) açık, maruz
Likely to receive something such as criticism, or to be harmed by something.
-
The new rule is open to criticism from all sides.Yeni kural her taraftan eleştiriye açık.
-
Leaving the door unlocked leaves you open to burglary.Kapıyı kilitlemeden bırakmak seni hırsızlığa maruz bırakır.
-
-
9
(üstü/etrafı) açık
Not enclosed or covered, with no buildings, trees or walls.
-
The children played in the open fields behind the village.Çocuklar köyün arkasındaki geniş tarlalarda oynadı.
-
We had dinner in an open courtyard under the stars.Yıldızların altında üstü açık bir avluda akşam yemeği yedik.
-
-
10
boş (kadro/pozisyon)
Available for someone to do, used about a job.
-
The position is still open, so you can apply.Pozisyon hâlâ boş, başvurabilirsin.
-
We have two open positions in the sales team.Satış ekibinde iki boş pozisyonumuz var.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
wide openleave the door openthe open airopen spaceopen to the publican open mindopen 24 hourskeep your eyes openan open secretan open questionbe open aboutopen to criticism
Phrases 60
See all- open 24/7expr.7/24 açık, günde 24 saat açık
- open a bank accountcolloc.banka hesabı açmak
- open admissionadj.açık kabul, ayrım yapmadan kabul eden
- open an accountcolloc.hesap açmak
- open APIn.açık API
- open bankingn.açık bankacılık
- open barn.açık bar, sınırsız içki ikramı
- open biten.açık kapanış
- open book examn.açık kitap sınavı
- open broodn.açık yavru
- open calln.açık çağrı
- open captionsn.açık altyazı, her zaman görünen altyazı
- open card sortn.açık kart sıralama, serbest kart sıralama
- open categoryn.açık kategori