on the line
A1A2B1B2C1C2
/ɑn ðə laɪn/
/ɒn ðə laɪn/
- 1 tehlikede olmak, risk altında olmak
- 2 telefonda, hatta
Definition (English)
- At risk of being lost, damaged or harmed.
- Connected and speaking on the telephone.
Example Sentences
-
The injured climber's life was on the line.Yaralı tırmanışçının hayatı tehlikedeydi.
-
Many jobs are on the line due to the crisis.Kriz nedeniyle birçok iş tehlikede.
-
Please hold, I have the manager on the line now.Lütfen bekleyin, şu an müdür hatta.
-
Your mother is on the line and wants to talk to you.Annen telefonda, seninle konuşmak istiyor.
Synonyms
Phrases 60
See all- linen.çizgi, sıra
- linev.(kenarı boyunca) dizilmek, (iki yanında) sıralanmak
- line abreastn.yan yana hat, yan yana düzen
- line asternexpr.kol hattı, arka arkaya dizilme
- line chartn.çizgi grafiği, çizgi grafik
- line checkn.hat kontrolü
- line check captainn.hat kontrol kaptanı, operasyonel kontrol kaptanı
- line cookn.istasyon aşçısı, bölüm aşçısı
- line dancen.sıra dansı
- line graphn.çizgi grafik
- line hangarn.hat bakım hangarı, hat hangarı
- line maintenancen.hat bakımı
- line managern.doğrudan yönetici, bağlı olunan amir
- line of creditn.kredi hattı, kredi limiti