A better you
with better words.

Find the right word.
Understand it completely.

line

/laɪn/ /laɪn/
  1. 1
    (kenarı boyunca) dizilmek, (iki yanında) sıralanmak

    To form a row along the sides or edges of something.

    • Thousands of people lined the streets to watch the race.
      Binlerce kişi yarışı izlemek için caddelerin iki yanına dizildi.
    • Tall trees line both sides of the road.
      Yolun iki yanında uzun ağaçlar sıralanıyor.
  2. 2
    astarlamak, (içini) kaplamak

    To cover the inside of something with a layer of material.

    • Line the baking tin with paper before you add the mixture.
      Karışımı eklemeden önce kek kalıbının içini kâğıtla kaplayın.
    • Her winter coat is lined with soft wool.
      Kışlık paltosu yumuşak yünle astarlanmış.
  3. 3
    kırıştırmak, çizgilerle kaplamak

    To mark something with lines, especially a face with wrinkles; usually passive.

    • His face was lined with worry.
      Yüzü kaygıdan kırış kırış olmuştu.
    • Years of hard work had lined her hands and face.
      Yıllarca süren ağır iş ellerini ve yüzünü kırıştırmıştı.

Verb Forms Regular

Base line
/laɪn/
Past lined
/laɪnd/
Participle lined
/laɪnd/
Spelling rule

Ends in ‑e: add ‑dline → lined

Fiil -e ile bittiği için sonuna yalnızca -d eklenir.

Same rule: love → loved · live → lived · use → used

Pronunciation of -ed
/t/worked /d/played /ɪd/wanted

Fiil yumuşak (ötümlü) bir ünsüzle, /n/ sesiyle bittiği için -ed /d/ okunur; yeni hece eklenmez. lined /laɪnd/

Synonyms

Collocations

line the streetsbe lined withtree-linedline upline your pocketsline up and wait

Phrases 60

See all