little
A1A2B1B2C1C2
/ˈlɪtəl/
/ˈlɪtəl/
-
1
küçük, ufak
Small in size or amount.
-
They live in a little house by the sea.Deniz kenarında küçük bir evde yaşıyorlar.
-
Cut the onion into little pieces.Soğanı ufak parçalara doğrayın.
-
-
2
şirin, minicik
Used with another adjective to show a feeling such as love, pity or dislike.
-
What a lovely little garden you have!Ne kadar şirin bir bahçeniz var!
-
The poor little dog was shaking with cold.Zavallı minicik köpek soğuktan titriyordu.
-
-
3
(yaşça) küçük
Young, or younger than you.
-
My little brother is starting school this year.Küçük kardeşim bu yıl okula başlıyor.
-
I lived in Ankara when I was little.Küçükken Ankara'da yaşıyordum.
-
-
4
kısa
Short in time or distance.
-
Let's go for a little walk after lunch.Öğle yemeğinden sonra kısa bir yürüyüşe çıkalım.
-
I'll be back in a little while.Kısa bir süre sonra dönerim.
-
-
5
önemsiz, ufak tefek
Not important or not serious.
-
Don't get upset about such a little thing.Böyle önemsiz bir şeye üzülme.
-
We had a little problem with the car, but it's fine now.Arabayla ilgili ufak tefek bir sorunumuz oldu ama artık iyi.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
a little boylittle girllittle brotherlittle sistera little whilelittle fingerthe little thingspoor little thinglittle by little
Phrases 10
See all- little by littleexpr.yavaş yavaş, azar azar
- little fingern.serçe parmak
- little free libraryn.kitap paylaşım kutusu, mahalle kitaplığı
- Little Red Riding Hoodn.Kırmızı Başlıklı Kız
- little toen.ayak serçe parmağı
- littleadv.biraz, azıcık
- littlepron.az şey, pek az şey
- littledet.az, pek az
- a little birdie told meidiomkulağıma çalındı, bir kuş söyledi
- a little goes a long wayidiomazı bile çok işe yarar, birazı bile yeter