in time
A1A2B1B2C1C2
/ɪn taɪm/
/ɪn taɪm/
- 1 vaktinde, geç kalmadan
- 2 zamanla, er geç
Definition (English)
- Early enough; before it is too late.
- After some time; eventually.
Example Sentences
-
We got to the airport just in time.Havaalanına tam vaktinde yetiştik.
-
Will the repairs be finished in time for the wedding?Tamirat düğüne vaktinde yetişir mi?
-
In time, you'll understand.Zamanla anlarsın.
-
The pain will fade in time.Acı zamanla geçecek.
Synonyms
in good timeeventually
Phrases 60
See all- timen.zaman, kez
- timev.(süresini) ölçmek, (süre) tutmak
- time bankn.zaman bankası, zaman takası
- time based separationn.zamana dayalı ayırma, zaman esaslı ayırma
- time blindnessn.zaman algısı bozukluğu, zaman körlüğü
- time blockingn.zaman bloklama, zamanı bloklara bölme
- time bombn.saatli bomba, zaman bombası
- time bucketn.zaman aralığı, zaman dilimi
- time constraintn.zaman kısıtı, süre kısıtlaması
- time depositn.vadeli mevduat, vadeli hesap
- time fliesidiomzaman uçup gidiyor, zaman ne çabuk geçiyor
- time horizonn.zaman ufku
- time inn.birlikte sakinleşme zamanı, sakinleşme molası
- time is moneyidiomvakit nakittir, zaman paradır