in
A1A2B1B2C1C2
/ɪn/
/ɪn/
-
1
içeri
Into a room, building, container or vehicle.
-
Please come in and sit down.Lütfen içeri gelin ve oturun.
-
She opened the window to let some fresh air in.Biraz temiz hava girsin diye pencereyi açtı.
-
-
2
evde, (iş yerinde) burada
At home or at the place where someone works.
-
Will you be in this evening?Bu akşam evde olacak mısın?
-
I'm sorry, the manager isn't in today.Üzgünüm, müdür bugün burada değil.
-
-
3
gelmiş, varmış
Arrived at a station, airport or port.
-
What time is your flight due in?Uçağının saat kaçta inmesi bekleniyor?
-
The train should be in by six.Trenin altıya kadar gelmiş olması gerekiyor.
-
-
4
teslim edilmiş
Given to the person or office that has to receive it.
-
All homework must be in by Friday.Bütün ödevler cumaya kadar teslim edilmiş olmalı.
-
Your application needs to be in before May.Başvurunun mayıstan önce teslim edilmiş olması gerekiyor.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
Phrases 60
See all- in a bad moodexpr.keyifsiz, morali bozuk
- in a chatty stylecolloc.sohbet havasında, samimi bir üslupla
- in a flashexpr.bir anda, göz açıp kapayana kadar
- in a good moodcolloc.iyi bir ruh halinde
- in a hurryexpr.acelesi olmak, acele içinde olmak
- in a jiffyidiomhemencecik, bir çırpıda
- in a metaphorical sensecolloc.mecazi anlamda
- in a nutshellexpr.kısaca, özetle
- in a nutshellidiomkısaca, özetle
- in a pickleidiomzor durumda, sıkışmış
- in a professional mannercolloc.profesyonelce, işine yakışır biçimde
- in a rowexpr.üst üste, arka arkaya
- in a secexpr.hemen, birazdan
- in a senseexpr.bir bakıma, bir anlamda