bump
A1A2B1B2C1C2
/bʌmp/
/bʌmp/
-
1
şişlikcountable
A small raised area on your body, often after hitting something.
-
She had a small bump on her forehead.Alnında küçük bir şişlik vardı.
-
He got a bump on the head when he fell.Düşünce başında bir şişlik oluştu.
-
-
2
tümsekcountable
A raised part on a surface, like a road or wall.
-
Slow down for the bump in the road.Yoldaki tümsek için yavaşla.
-
The bike hit a bump and she nearly fell off.Bisiklet bir tümseğe çarptı ve neredeyse düşüyordu.
-
-
3
hafif çarpma, küt sesicountable
A light knock or hit, or the dull sound that it makes.
-
I heard a loud bump from the room upstairs.Üst kattaki odadan yüksek bir küt sesi duydum.
-
The car got a small bump in the car park.Araba otoparkta hafif bir çarpma aldı.
-
Phrases 10
See all- bump intophr.v.(birine) rastlamak, (biriyle) tesadüfen karşılaşmak
- bump offphr.v.(birini) temizlemek, (birinin) defterini dürmek
- bump reportn.sarsıntı raporu, türbülans raporu
- bump upphr.v.artırmak, yükseltmek
- bumpv.çarpmak, hafifçe vurmak
- baby bumpn.hamile karnı, belirginleşen karın
- bump-up CDn.faiz artışlı mevduat sertifikası
- caviar bumpn.el üstünde havyar, elden havyar tadımı
- speed bumpn.kasis, hız kesici
- version bumpn.sürüm yükseltme, sürüm numarası artırma