break down
A1A2B1B2C1C2
/breɪk daʊn/
/breɪk daʊn/
-
1
arıza, bozulmacountable
A failure of a machine or vehicle to work correctly.
-
The car had a breakdown on the way to the airport.Araba havalimanına giderken arıza yaptı.
-
We waited two hours for help after our breakdown on the motorway.Otoyoldaki arızadan sonra yardım için iki saat bekledik.
-
-
2
sinir krizi, ruhsal çöküntücountable
A sudden collapse of someone's mental or emotional health.
-
She had a nervous breakdown after working too much.Çok çalıştığı için sinir krizi geçirdi.
-
The stress of the move led to a breakdown.Taşınmanın stresi ruhsal bir çöküntüye yol açtı.
-
-
3
çöküş, kopuklukcountable
The failure of a relationship, discussion or system.
-
There was a breakdown in communication between the two teams.İki ekip arasında iletişim kopukluğu yaşandı.
-
The breakdown of their marriage was hard for the children.Evliliklerinin çöküşü çocuklar için zor oldu.
-
-
4
döküm, ayrıntılı listecountable
A detailed list showing the separate parts of a total.
-
Can you give me a breakdown of the costs?Bana masrafların dökümünü verebilir misin?
-
The report includes a breakdown of sales by region.Rapor, satışların bölgelere göre dökümünü içeriyor.
-
Phrases 58
See all- break down cryingcolloc.ağlama krizine girmek, gözyaşlarına boğulmak
- breakv.kırmak, kırılmak
- breakn.mola, teneffüs
- break a habitcolloc.(bir alışkanlığı) bırakmak, alışkanlıktan vazgeçmek
- break a legidiombol şans, başarılar
- break a promisecolloc.sözünü bozmak, sözünden caymak
- break a recordcolloc.rekor kırmak
- break a resolutioncolloc.kararını bozmak, verdiği karardan dönmek
- break a rulecolloc.kural çiğnemek, kuralı ihlal etmek
- break a sweatidiomter dökmek, terlemek
- break a sweatcolloc.ter dökmek, zorlanmak
- break a tiecolloc.beraberliği bozmak, eşitliği bozmak
- break awayphr.v.(gruptan) ayrılmak, bağımsızlaşmak
- break breakexpr.(telsizde) mesajları ayırma ifadesi