beckon
A1A2B1B2C1C2
/ˈbɛkən/
/ˈbɛkən/
General
- 1 el etmek, (eliyle) yanına çağırmak
Definition (English)
To make a sign to someone with your hand or finger to tell them to come to you.
Example Sentences
-
The waiter beckoned us over to a table by the window.Garson bizi pencere kenarındaki bir masaya el ederek çağırdı.
-
She beckoned him closer to whisper a secret.Bir sır fısıldamak için onu eliyle yanına çağırdı.
Figurative
- 1 cezbetmek, kendine çekmek
Definition (English)
To seem attractive or likely to happen, drawing someone towards it.
Example Sentences
-
The warm sea beckoned, so we went for a swim.Ilık deniz bizi kendine çekiyordu, biz de yüzmeye gittik.
-
After years of hard work, retirement finally beckons.Yıllarca süren sıkı çalışmanın ardından emeklilik nihayet göz kırpıyor.
Verb Forms Regular
Base
beckon
/ˈbɛkən/
Past
beckoned
/ˈbɛkənd/
Participle
beckoned
/ˈbɛkənd/
Spelling rule
Add ‑edbeckon → beckoned
Fiilin sonuna -ed eklenir.
Same rule: work → worked · want → wanted · help → helped
Pronunciation of -ed
/t/worked
/d/played
/ɪd/wanted
Fiil yumuşak (ötümlü) bir ünsüzle, /n/ sesiyle bittiği için -ed /d/ okunur; yeni hece eklenmez. beckoned /ˈbɛkənd/