hand
-
1
elcountable
The part of the body at the end of the arm, with four fingers and a thumb.
-
Always wash your hands before you eat.Yemekten önce her zaman ellerini yıka.
-
She took my hand and led me inside.Elimi tuttu ve beni içeri götürdü.
-
-
2
yardımcountable
Help with doing something; used in 'give or lend someone a hand'.
-
Can you give me a hand with this box?Bu kutuyu taşımama yardım edebilir misin?
-
Do you need a hand with the cooking?Yemek yaparken yardıma ihtiyacın var mı?
-
-
3
kontrol, yetki, sorumlulukcountable
Control of something, or responsibility for it.
-
The final decision is now in your hands.Son karar artık senin elinde.
-
The house has changed hands three times in ten years.Ev on yılda üç kez el değiştirdi.
-
-
4
taraf, yancountable
A side or direction, as in 'on your right hand' or 'on the one hand'.
-
On the one hand it's cheap, but on the other it's slow.Bir yandan ucuz ama öte yandan yavaş.
-
Keep the river on your right hand and walk for a mile.Nehri sağ tarafına alıp bir mil yürü.
-
-
5
(saat) ibresi, akrep, yelkovancountable
One of the long, thin pointers on a clock or watch that show the time.
-
The minute hand on the kitchen clock has stopped.Mutfak saatinin yelkovanı durmuş.
-
When both hands point to twelve, it's midnight or noon.İki ibre de on ikiyi gösterdiğinde saat gece yarısı ya da öğlendir.
-
-
6
işçi, tayfa, elemancountable
A worker who does physical work, for example on a farm or a ship.
-
He worked as a farm hand during the summer.Yazın çiftlik işçisi olarak çalıştı.
-
We need more hands to finish the harvest before winter.Hasadı kıştan önce bitirmek için daha fazla elemana ihtiyacımız var.
-
-
7
pay, katkı, (bir işte) parmağı olmacountable
A part or role in doing something; used in 'have a hand in'.
-
I suspect she had a hand in his decision to leave.Onun ayrılma kararında parmağı olduğundan şüpheleniyorum.
-
My grandfather had a hand in building this bridge.Bu köprünün yapımında büyükbabamın da emeği var.
-
-
8
(iskambilde) elcountable
The set of playing cards that one player holds, or one round of a card game.
-
I had a terrible hand, so I lost again.Elim çok kötüydü, o yüzden yine kaybettim.
-
Let's play one more hand before dinner.Akşam yemeğinden önce bir el daha oynayalım.
-
-
9
alkışcountable
A round of clapping for a performer or speaker; used in 'a big hand'.
-
Let's give a big hand to our next singer!Bir sonraki şarkıcımızı büyük bir alkışla karşılayalım!
-
The audience gave the young dancers a big hand.Seyirciler genç dansçıları coşkuyla alkışladı.
-
-
10
usta, eski kurtcountable
A person who is very experienced at something; used in 'an old hand'.
-
She's an old hand at organizing big events.Büyük etkinlikler düzenlemede eski bir kurttur.
-
Ask Tom; he's an old hand at fixing bikes.Tom'a sor, bisiklet tamirinde ustadır.
-
-
11
el yazısıcountable Formal
A particular style of handwriting; a formal or old-fashioned use.
-
The letter was written in a neat, careful hand.Mektup düzgün ve özenli bir el yazısıyla yazılmıştı.
-
I recognized my mother's hand on the envelope at once.Zarftaki el yazısının annemin olduğunu hemen tanıdım.
-
Synonyms
Collocations
Phrases 60
See all- hand baggagen.el bagajı, kabin bagajı
- hand buildingn.elle şekillendirme
- hand carryn.elden teslimat, uçakla acil parça gönderimi
- hand controln.el kumandası, el kontrolü
- hand crankingn.el ile çevirme, krankla çalıştırma
- hand downphr.v.miras bırakmak, nesilden nesile aktarmak
- hand drilln.el matkabı, el çubuğuyla ateş yakma
- hand extinguishern.taşınabilir yangın söndürücü, el tipi yangın söndürücü
- hand flaren.el fişeği, imdat fişeği
- hand flyv.(uçağı) elle uçurmak, manuel uçmak
- hand fly ILScolloc.ILS yaklaşmasını elle uçmak, ILS ile manuel yaklaşma yapmak
- hand flyingn.elle uçuş
- hand inphr.v.teslim etmek, (ödevi/belgeyi) vermek
- hand in handidiomel ele, yakından ilişkili