A better you
with better words.

Find the right word.
Understand it completely.

age

/eɪdʒ/ /eɪdʒ/
  1. 1
    yaşlanmak

    To become older and start to look or feel older.

    • He has aged a lot since his illness.
      Hastalığından beri çok yaşlandı.
    • Some people age much faster than others.
      Bazı insanlar diğerlerinden çok daha hızlı yaşlanır.
  2. 2
    yaşlandırmak, yaşlı göstermek

    To make someone look or feel older.

    • Years of hard work had aged him.
      Yıllarca süren ağır çalışma onu yaşlandırmıştı.
    • That old-fashioned haircut really ages you.
      O eski moda saç kesimi seni gerçekten yaşlı gösteriyor.
  3. 3
    yıllanmak, dinlendirmek

    Of cheese, wine and similar foods: to become better over time, or to be kept until this happens.

    • This cheese is aged for at least two years.
      Bu peynir en az iki yıl dinlendirilir.
    • Balsamic vinegar ages slowly in wooden barrels.
      Balzamik sirke ahşap fıçılarda yavaş yavaş yıllanır.

Verb Forms Regular

Base age
/eɪdʒ/
Past aged
/eɪdʒd/
Participle aged
/eɪdʒd/
Spelling rule

Ends in ‑e: add ‑dage → aged

Fiil -e ile bittiği için sonuna yalnızca -d eklenir.

Same rule: love → loved · live → lived · use → used

Pronunciation of -ed
/t/worked /d/played /ɪd/wanted

Fiil yumuşak (ötümlü) bir ünsüzle, /dʒ/ sesiyle bittiği için -ed /d/ okunur; yeni hece eklenmez. aged /eɪdʒd/

Synonyms

Antonyms

Collocations

age wellage badlyage quicklyage gracefullyan ageing populationaged in oak barrels

Phrases 33

See all