A better you
with better words.

Find the right word.
Understand it completely.

old

/oʊld/ /əʊld/
adjective
  1. 1
    yaşlı, ihtiyar

    Having lived for many years; no longer young.

    • The old lady next door was very kind to us.
      Yan komşumuz olan yaşlı kadın bize çok iyi davrandı.
    • My grandfather is getting old, but he still walks every day.
      Dedem yaşlanıyor ama hâlâ her gün yürüyüş yapıyor.
  2. 2
    yaşında: on yaşında, (… ) yıllık: yüz yıllık

    Used to say or ask how many years someone or something has existed.

    • How old is your little brother now?
      Küçük erkek kardeşin şimdi kaç yaşında?
    • We live in a two-hundred-year-old stone house.
      İki yüz yıllık taş bir evde yaşıyoruz.
  3. 3
    eski

    Having existed or been used for a long time; not new.

    • I found an old coin in the garden.
      Bahçede eski bir madeni para buldum.
    • These old shoes are still very comfortable.
      Bu eski ayakkabılar hâlâ çok rahat.
  4. 4
    önceki, bir zamanki

    Belonging to an earlier time in your life; former.

    • I met my old teacher at the station yesterday.
      Dün istasyonda eski öğretmenime rastladım.
    • She went back to her old job after a year.
      Bir yıl sonra önceki işine geri döndü.
  5. 5
    eskiden beri tanıdık, kadim

    Known for a long time.

    • Ali and I are old friends from university.
      Ali ile ben üniversiteden kadim dostuz.
    • It was lovely to see some old faces at the party.
      Partide eskiden beri tanıdığım bazı yüzleri görmek çok güzeldi.
  6. 6
    bildik, her zamanki Informal

    Familiar and often boring because it happens or is said again and again.

    • He told us the same old story about his car.
      Bize arabasıyla ilgili yine aynı bildik hikâyeyi anlattı.
    • I'm tired of eating the same old food every day.
      Her gün hep aynı bildik yemekleri yemekten bıktım.
  7. 7
    (sevgiyle) bizim: bizim Mehmet, (acımayla) zavallı Informal

    Used before a name in informal speech to show friendly feelings or sympathy.

    • Good old Mehmet always helps us when we need him.
      Bizim Mehmet ihtiyacımız olduğunda bize her zaman yardım eder.
    • Poor old Ayşe has been ill all week.
      Zavallı Ayşe bütün hafta hastaydı.

Synonyms

Antonyms

Collocations

old ageold friendget oldgrow oldhow old… years oldthe same oldgood oldold-fashionedthe good old days

Phrases 20

See all