save
-
1
kurtarmak
To keep someone or something safe from death, harm, damage or loss.
-
The doctors worked all night to save his life.Doktorlar hayatını kurtarmak için bütün gece çalıştı.
-
Local people are trying to save the old theatre from closing.Yerel halk eski tiyatroyu kapanmaktan kurtarmaya çalışıyor.
-
-
2
(para) biriktirmek, birikim yapmak
To keep money instead of spending it, often for a particular purpose.
-
We need to save money for our vacation.Tatilimiz için para biriktirmemiz gerekiyor.
-
She is saving for a new car.Yeni bir araba için birikim yapıyor.
-
-
3
tasarruf etmek, (zaman) kazanmak
To avoid wasting something, or to use less of it.
-
Turning off the lights helps to save energy.Işıkları kapatmak enerjiden tasarruf etmeye yardımcı olur.
-
We'll save time if we take the motorway.Otoyolu kullanırsak zaman kazanırız.
-
-
4
(sonraya) bırakmak, (birine) ayırmak
To keep something so that it can be used or enjoyed later, or by someone else.
-
Let's save the dessert for later.Tatlıyı sonraya bırakalım.
-
Could you save me a seat at the front?Bana önlerde bir yer ayırır mısın?
-
-
5
kaydetmek
To make a computer keep information by storing it in a file or on a disk.
-
Don't forget to save your work.Çalışmanı kaydetmeyi unutma.
-
Save the document before you close the program.Programı kapatmadan önce belgeyi kaydet.
-
-
6
saklamak, (atmayıp) biriktirmek
To collect and keep things that you think may be useful later.
-
My grandmother saves all her old letters in a box.Büyükannem bütün eski mektuplarını bir kutuda saklıyor.
-
We save glass jars to use for jam.Reçel için kullanmak üzere cam kavanozları atmayıp biriktiriyoruz.
-
-
7
(birini bir zahmetten) kurtarmak, gerek bırakmamak
To make it unnecessary for someone to do something difficult or unpleasant.
-
Thanks, that will save me a trip to the bank.Sağ ol, bu beni bankaya gitme zahmetinden kurtarır.
-
If you book online, it saves you waiting in a queue.İnternetten rezervasyon yaparsan sırada beklemene gerek kalmaz.
-
-
8
(topu/penaltıyı) kurtarmak, gol olmasını önlemek Sports
In football and similar games, to stop the ball from going into the goal.
-
The goalkeeper saved a penalty in the last minute.Kaleci son dakikada bir penaltı kurtardı.
-
What a shot! But the keeper saved it easily.Ne şut ama! Ama kaleci gol olmasını kolayca önledi.
-
Verb Forms Regular
Ends in ‑e: add ‑dsave → saved
Fiil -e ile bittiği için sonuna yalnızca -d eklenir.
Same rule: love → loved · live → lived · use → used
Fiil yumuşak (ötümlü) bir ünsüzle, /v/ sesiyle bittiği için -ed /d/ okunur; yeni hece eklenmez. saved /seɪvd/
Synonyms
Antonyms
Collocations
Phrases 19
See all- save batterycolloc.pil tasarrufu yapmak, şarjdan tasarruf etmek
- save energycolloc.enerjiden tasarruf etmek, enerjiyi idareli kullanmak
- save faceidiomyüzünü kurtarmak, itibarını korumak
- save for a rainy dayidiomkara gün için saklamak, ileride lazım olur diye biriktirmek
- save livescolloc.hayat kurtarmak
- save moneycolloc.para biriktirmek, tasarruf etmek
- save pointn.kayıt noktası
- save roomexpr.yer bırakmak, yer ayırmak
- save spacecolloc.yer kazanmak, alan açmak
- save the dateexpr.bu tarihi ayırın, tarihi not edin
- save the dayidiomdurumu kurtarmak, imdada yetişmek
- save the planetexpr.gezegeni kurtarmak, dünyayı kurtarmak
- save the planetidiomdünyayı kurtarmak
- save timecolloc.zamandan tasarruf etmek, zaman kazanmak