A better you
with better words.

Find the right word.
Understand it completely.

play

/pleɪ/ /pleɪ/
  1. 1
    oynamak

    To do enjoyable things for fun, for example with toys or friends, especially as a child.

    • The kids are playing in the garden.
      Çocuklar bahçede oynuyor.
    • Can Ali come out to play after lunch?
      Ali öğle yemeğinden sonra dışarı oynamaya çıkabilir mi?
  2. 2
    (spor, oyun) oynamak, (maç) yapmak

    To take part in a sport or a game.

    • My brother plays chess every evening.
      Kardeşim her akşam satranç oynar.
    • We play football in the park on Saturdays.
      Cumartesileri parkta futbol oynarız.
  3. 3
    (-e karşı) oynamak, (ile) karşılaşmak

    To compete against another person or team.

    • Turkey will play Italy in the final.
      Türkiye finalde İtalya ile karşılaşacak.
    • We played a very strong team last week.
      Geçen hafta çok güçlü bir takıma karşı oynadık.
  4. 4
    (çalgı) çalmak

    To make music with a musical instrument.

    • She can play the piano very well.
      Çok iyi piyano çalabiliyor.
    • He plays guitar in a rock band.
      Bir rock grubunda gitar çalıyor.
  5. 5
    (şarkı, kayıt) çalmak, açmak, (video) oynatmak

    To make a radio, phone or other device produce music, a recording or a video.

    • Play that song again – I love it!
      O şarkıyı tekrar çal, bayılıyorum!
    • The radio was playing an old song.
      Radyoda eski bir şarkı çalıyordu.
  6. 6
    canlandırmak, (bir karakteri) oynamak

    To act the part of a character in a film or a play.

    • She played Juliet in the school play.
      Okul oyununda Juliet'i canlandırdı.
    • Who played the main character in the film?
      Filmde başrolü kim oynadı?
  7. 7
    (önemli) rol oynamak, etkili olmak

    To have an effect on something or be involved in it, used in 'play a part' or 'play a role'.

    • Diet plays an important role in good health.
      Beslenme sağlıkta önemli bir rol oynar.
    • Luck played a big part in our success.
      Başarımızda şansın büyük payı vardı.
  8. 8
    gösterimde olmak, sahnelenmek

    To be shown or performed at a cinema or a theatre.

    • What's playing at the cinema this week?
      Bu hafta sinemada ne oynuyor?
    • The musical has played to full houses for months.
      Müzikal aylardır kapalı gişe sahneleniyor.
  9. 9
    (evcilik, korsancılık vb.) oynamak

    To pretend to be someone or to do something in a children's game.

    • Let's play pirates in the garden!
      Hadi bahçede korsancılık oynayalım!
    • The girls were playing house with their dolls.
      Kızlar bebekleriyle evcilik oynuyordu.
  10. 10
    (-mış gibi) yapmak, (… taklidi) yapmak

    To behave in a particular way so that people believe something.

    • The dog rolled over and played dead.
      Köpek yuvarlandı ve ölü taklidi yaptı.
    • Don't play innocent with me – I know what you did.
      Bana masum rolü yapma, ne yaptığını biliyorum.
  11. 11
    (birine şaka) yapmak, oyun etmek

    To do a trick or make a joke to have fun with someone.

    • My brother played a joke on me on April Fool's Day.
      Kardeşim 1 Nisan'da bana şaka yaptı.
    • They played a trick on their friend by hiding his shoes.
      Arkadaşlarının ayakkabılarını saklayarak ona oyun ettiler.
  12. 12
    (borsada, piyangoda) oynamak, kumar oynamak

    To risk money on a game of chance or on the stock market.

    • He lost a lot of money playing the stock market.
      Borsada oynayarak çok para kaybetti.
    • My grandmother plays the lottery every week.
      Büyükannem her hafta piyango oynar.
  13. 13
    (topu) paslamak, (topa) vurmak

    To hit, kick or throw the ball in a game.

    • He played the ball back to the goalkeeper.
      Topu kaleciye geri pasladı.
    • She played a perfect shot into the corner of the court.
      Kortun köşesine kusursuz bir vuruş yaptı.
  14. 14
    (kâğıdı) atmak, (kartı) oynamak

    To put a card on the table during a card game.

    • She played the ace and won the game.
      Ası attı ve oyunu kazandı.
    • In this game you can't play a red card on a black one.
      Bu oyunda siyah kartın üstüne kırmızı kart atamazsın.

Verb Forms Regular

Base play
/pleɪ/
Past played
/pleɪd/
Participle played
/pleɪd/
Spelling rule

Vowel + y: add ‑edplay → played

Fiil sesli harf + y ile bittiği için y değişmez, sonuna -ed eklenir.

Same rule: enjoy → enjoyed · stay → stayed · obey → obeyed

Pronunciation of -ed
/t/worked /d/played /ɪd/wanted

Fiil sesli bir sesle bittiği için -ed /d/ okunur; yeni hece eklenmez. played /pleɪd/

Synonyms

Collocations

play footballplay the pianoplay a gameplay a role inplay a partplay withplay a trick onplay it safeplay alongplay downplay fairplay hard to get

Phrases 45

See all