gray
A1A2B1B2C1C2
/greɪ/
/greɪ/
-
1
(saç) ağarmak, kırlaşmak
To become gray, used about hair as a person grows older.
-
My father started graying in his late twenties.Babamın saçları yirmili yaşlarının sonunda kırlaşmaya başladı.
-
Her hair had grayed, but her eyes were still bright.Saçları ağarmıştı ama gözleri hâlâ ışıl ışıldı.
-
-
2
(nüfus) yaşlanmak
To have a growing number of old people, used about a population or a group.
-
The country's workforce is graying quickly.Ülkenin iş gücü hızla yaşlanıyor.
-
Many rural towns are graying as young people move away.Gençler başka yerlere taşındıkça pek çok kırsal kasabanın nüfusu yaşlanıyor.
-
-
3
grileşmek, grileştirmek
To turn gray in colour, or to make something gray.
-
The morning sky grayed and the first drops of rain fell.Sabah gökyüzü grileşti ve ilk yağmur damlaları düştü.
-
Years of dust had grayed the white curtains.Yıllarca biriken toz beyaz perdeleri grileştirmişti.
-
Verb Forms Regular
Base
gray
/greɪ/
Past
grayed
/greɪd/
Participle
grayed
/greɪd/
Spelling rule
Vowel + y: add ‑edgray → grayed
Fiil sesli harf + y ile bittiği için y değişmez, sonuna -ed eklenir.
Same rule: play → played · enjoy → enjoyed · stay → stayed
Pronunciation of -ed
/t/worked
/d/played
/ɪd/wanted
Fiil sesli bir sesle bittiği için -ed /d/ okunur; yeni hece eklenmez. grayed /greɪd/
Synonyms
Collocations
gray at the templesgraying haira graying populationgray outgrayed-out button