aging
A1A2B1B2C1C2
/ˈeɪdʒɪŋ/
/ˈeɪdʒɪŋ/
General
- 1 yaşlanma uncountable
Definition (English)
The process of getting older.
Example Sentences
-
The aging of the population is a global concern.Nüfusun yaşlanması küresel bir endişedir.
-
Regular exercise can slow down the effects of aging.Düzenli egzersiz yaşlanmanın etkilerini yavaşlatabilir.
GeneralFood
- 1 olgunlaştırma, yıllandırma uncountable
Definition (English)
The process of keeping wine, cheese, etc. for a time so that its flavour develops.
Example Sentences
-
This cheese benefits from a long aging period.Bu peynir uzun bir olgunlaştırma sürecinden fayda görür.
-
The wine improves with aging in oak barrels.Şarap meşe fıçılarda yıllandırıldıkça güzelleşir.
Synonyms
Collocations
Phrases 10
See all- aging aircraftn.yaşlanan uçak, eskiyen uçak
- aging processn.yaşlanma süreci
- active agingn.aktif yaşlanma
- anti agingadj.yaşlanma karşıtı, yaşlanmayı geciktiren
- anti-agingadj.yaşlanma karşıtı, yaşlanmayı geciktiren
- barrel agingn.fıçıda yıllandırma, fıçıda dinlendirme
- cheese agingn.peynir olgunlaştırma, peynir dinlendirme
- healthy agingn.sağlıklı yaşlanma
- reverse agingcolloc.yaşlanmayı tersine çevirmek, gençleştirmek
- successful agingn.başarılı yaşlanma