fine
A1A2B1B2C1C2
/faɪn/
/faɪn/
-
1
iyi, sağlığı yerinde
In good health; feeling well.
-
'How are you?' 'I'm fine, thanks.''Nasılsın?' 'İyiyim, teşekkürler.'
-
She feels fine after a good night's sleep.İyi bir gece uykusundan sonra kendini iyi hissediyor.
-
-
2
uygun, olur, sorun değil
Acceptable or good enough; also used alone as a reply to agree to something.
-
'Can we meet at six?' 'Yes, that's fine.''Altıda buluşabilir miyiz?' 'Evet, olur.'
-
Monday morning is fine for me, thanks.Pazartesi sabahı benim için uygun, teşekkürler.
-
-
3
kaliteli, seçkin, nefis
Of very good quality; excellent.
-
This restaurant serves fine food and wine.Bu restoran kaliteli yemek ve şarap sunuyor.
-
The palace is a fine example of Ottoman architecture.Saray, Osmanlı mimarisinin seçkin bir örneğidir.
-
-
4
(hava) güzel, açık
Of weather: bright and sunny, without rain.
-
The weather is fine today, so let's go out.Bugün hava güzel, hadi dışarı çıkalım.
-
If it's fine tomorrow, we'll have a picnic.Yarın hava açık olursa piknik yapacağız.
-
-
5
ince, ince telli
Very thin or narrow, like a hair or a line.
-
The baby has very fine, soft hair.Bebeğin çok ince telli, yumuşak saçları var.
-
Draw a fine line under each title.Her başlığın altına ince bir çizgi çizin.
-
-
6
ince taneli, toz hâlinde
Made of very small grains or pieces.
-
The beach is covered in fine white sand.Kumsal ince taneli beyaz kumla kaplı.
-
Grind the coffee beans into a fine powder.Kahve çekirdeklerini toz hâline gelene kadar öğütün.
-
-
7
ince (ayrıntı, fark), hassas
Small and exact, and so difficult to see, notice or understand.
-
There's a fine line between confidence and rudeness.Özgüvenle kabalık arasında ince bir çizgi vardır.
-
The fine details of the plan are still being discussed.Planın ince ayrıntıları hâlâ tartışılıyor.
-
-
8
(alaycı) güzel, ne âlâ Informal
Used to mean bad or unpleasant, when you are angry or joking.
-
That's a fine thing to say to your mother!Annene söylenecek söz mü bu!
-
Well, this is a fine mess you've got us into!Bizi ne güzel bir belaya soktun ama!
-
-
9
ince (hatve), küçük açılı (pervane) Aviation
Of a propeller: set at a small blade angle (fine pitch), which is used for take-off and landing.
-
Set the propeller to fine pitch before take-off.Kalkıştan önce pervaneyi ince hatveye alın.
-
In fine pitch, the engine can turn fast and give full power.İnce hatvede motor yüksek devirde dönüp tam güç verebilir.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
I'm finethat's finefine by mefine weathera fine dayfine foodfine winea fine examplefine sanda fine linefine detailfine pitch
Phrases 19
See all- fine diningn.üst düzey yemek deneyimi, fine dining
- fine groundadj.ince çekilmiş, ince öğütülmüş
- fine linen.çok ince fark, (iki şey arasındaki) ince çizgi
- fine lineadj.ince çizgili
- fine linesn.ince çizgiler, ince kırışıklıklar
- fine motoradj.ince motor, küçük kas
- fine needle aspirationn.ince iğne aspirasyonu, ince iğne biyopsisi
- fine pitchn.ince hatve, küçük pervane açısı
- fine silvern.saf gümüş, 999 ayar gümüş
- fine strainern.ince süzgeç, tel süzgeç
- finen.para cezası, ceza
- fineadv.gayet iyi, sorunsuz
- finev.para cezası vermek, (birine) ceza kesmek
- age like fine wineidiomşarap gibi yaşlanmak, yaşlandıkça güzelleşmek