early
A1A2B1B2C1C2
/ˈɜrli/
/ˈɜːli/
-
1
erken, (bir dönemin) başındaki
Happening or done near the beginning of a day, a period of time or a process.
-
We went for a walk in the early morning.Sabahın erken saatlerinde yürüyüşe çıktık.
-
The house was built in the early 1900s.Ev 1900'lerin başında inşa edildi.
-
-
2
erken (beklenenden önce), vaktinden önceki
Arriving, happening or done before the usual, expected or planned time.
-
You're early! The film doesn't start until eight.Erken geldin! Film sekize kadar başlamıyor.
-
My father took early retirement at fifty-five.Babam elli beş yaşında erken emekliye ayrıldı.
-
-
3
ilk, ilk dönem
Existing or happening at the first stage in the history or development of something.
-
Early computers were as big as a room.İlk bilgisayarlar bir oda büyüklüğündeydi.
-
The museum has a collection of early cars and planes.Müzede ilk dönem otomobil ve uçaklardan oluşan bir koleksiyon var.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
early morningan early stagethe early 1990sin her early twentiesearly daysearly retirementan early startan early nightearly warningearly birdan early riserat the earliest
Phrases 38
See all- early accessn.erken erişim
- early adoptern.erken benimseyen
- early arrivaln.erken varış
- early birdidiomerkenci, sabah insanı
- early birdn.erkenci, erken kalkan
- early birdadj.erken kayıt, erken rezervasyon
- early blightn.erken yaprak yanıklığı, erken leke hastalığı
- early check-inn.erken giriş
- early childhoodn.erken çocukluk dönemi, ilk çocukluk
- early childhood educationn.erken çocukluk eğitimi, okul öncesi eğitim
- early collegen.erken üniversite programı, lisede üniversite eğitimi
- early descentn.erken alçalış, planlanandan önce alçalma
- early detectionn.erken teşhis, erken tanı
- early diagnosisn.erken teşhis, erken tanı