alone
A1A2B1B2C1C2
/əˈloʊn/
/əˈləʊn/
-
1
yalnız başına, tek başına
Without other people; on your own.
-
I prefer to travel alone when I go abroad.Yurt dışına giderken yalnız başına seyahat etmeyi tercih ederim.
-
My grandmother has lived alone for ten years.Büyükannem on yıldır tek başına yaşıyor.
-
-
2
kendi başına, kimseden yardım almadan
Without help from anyone else.
-
She built the business alone, without any investors.İşi hiçbir yatırımcı olmadan kendi başına kurdu.
-
You can't carry that heavy sofa alone.O ağır kanepeyi kimseden yardım almadan taşıyamazsın.
-
-
3
bir tek, yalnızca
Only; used after a noun or a pronoun to say that no other person or thing is included.
-
She alone knows the truth about what happened.Ne olduğuna dair gerçeği bir tek o biliyor.
-
Money alone won't make you happy.Para tek başına seni mutlu etmez.
-
-
4
sadece … bile, yalnız … bile
Used after a noun to show that one part is already large or important.
-
The hotel alone cost us more than the flights.Sadece otel bile bize uçuşlardan pahalıya mal oldu.
-
Last month alone, we sold over five hundred bikes.Yalnız geçen ay bile beş yüzden fazla bisiklet sattık.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
live alonetravel alonework alonewalk home alonego it alonestand aloneyou alonethis alonelast year alonemoney alone