only
A1A2B1B2C1C2
/ˈoʊnli/
/ˈəʊnli/
-
1
sadece, yalnız
Nobody or nothing except the person or thing mentioned.
-
She only eats vegetables and never eats meat.Sadece sebze yer, hiç et yemez.
-
Only members can use the swimming pool.Yüzme havuzunu yalnız üyeler kullanabilir.
-
-
2
topu topu, daha (on yaşında vb.)
No more than a small amount, number or age.
-
I only have five minutes left.Topu topu beş dakikam kaldı.
-
She was only ten when she started playing the piano.Piyano çalmaya başladığında daha on yaşındaydı.
-
-
3
alt tarafı, (-den) ibaret
Used to say that something is not important or serious.
-
Don't be angry; I was only joking.Kızma, sadece şaka yapıyordum.
-
Don't cry, it's only a game.Ağlama, alt tarafı bir oyun.
-
-
4
ancak, daha yeni
Not until; not before a particular time.
-
We only found out about the party yesterday.Partiden ancak dün haberimiz oldu.
-
The shop only opens at ten on Sundays.Dükkân pazar günleri ancak onda açılıyor.
-
Synonyms
Collocations
Phrases 22
See all- only childcolloc.tek çocuk
- only childn.tek çocuk
- only have eyes for someoneidiomgözü birinden başkasını görmemek
- onlyadj.tek, biricik
- onlyconj.ama, yalnız
- a chain is only as strong as its weakest linkidiombir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür
- appointment-onlyadj.sadece randevulu, yalnızca randevuyla
- cash onlyexpr.sadece nakit, yalnızca nakit
- cash onlycolloc.sadece nakit, yalnızca nakit
- client-only trafficn.yalnızca istemci trafiği
- exchange onlyexpr.sadece değişim, iade yok değişim var
- if onlyexpr.keşke
- ILS LOC onlyexpr.yalnız LOC yaklaşması, süzülüş yolsuz ILS yaklaşması
- it's only fairexpr.ancak böylesi adil olur, en adili budur