unhealthy
A1A2B1B2C1C2
/ənˈhɛlθi/
/ʌnˈhɛlθi/
-
1
sağlıksız
Not good for your health; likely to cause illness.
-
Eating too much sugar is unhealthy.Çok fazla şeker yemek sağlıksızdır.
-
The air quality in the city is unhealthy.Şehirdeki hava kalitesi sağlıksız.
-
Unhealthy habits can lead to problems.Sağlıksız alışkanlıklar sorunlara yol açabilir.
-
-
2
sağlığı bozuk, hasta görünüşlü
Not in good health, or looking ill.
-
The stray dog looked thin and unhealthy.Sokak köpeği zayıf ve hasta görünüyordu.
-
Her skin had an unhealthy, pale colour after the long winter.Uzun kıştan sonra cildinin rengi solgun ve sağlıksızdı.
-
-
3
hastalıklı, zararlı
Not normal or sensible, and likely to do harm to someone's mind or relationships.
-
They stayed in an unhealthy relationship for years.Yıllarca sağlıksız bir ilişkinin içinde kaldılar.
-
He has an unhealthy interest in other people's private lives.Başkalarının özel hayatına karşı hastalıklı bir ilgisi var.
-