tie down
A1A2B1B2C1C2
/taɪ daʊn/
/taɪ daʊn/
General
- 1 (birini bir yere/işe) bağlamak, kısıtlamak, elini kolunu bağlamak
Definition (English)
To restrict someone's freedom or movement; to make someone unable to leave.
Example Sentences
-
He felt tied down by his job.İşinin kendisini bağladığını hissetti.
-
I don't want to be tied down to one place.Tek bir yere bağlanmak istemiyorum.
GeneralAviation
- 1 (halatla) bağlayıp sabitlemek, (iple) sıkıca bağlamak
Definition (English)
To fasten something firmly with ropes or straps so that it cannot move.
Example Sentences
-
We tied down the tent before the storm arrived.Fırtına gelmeden önce çadırı halatlarla bağlayıp sabitledik.
-
Small aircraft are tied down at night to protect them from strong winds.Küçük uçaklar, kuvvetli rüzgârdan korunmak için geceleri halatla sabitlenir.
Phrases 19
See all- tie down ringn.bağlama halkası
- tie down strapn.bağlama kayışı, sabitleme kayışı
- tiev.bağlamak, düğümlemek
- tien.kravat, bağ
- tie boltn.bağlama cıvatası, kenetleme cıvatası
- tie downn.bağlama kayışı
- tie the knotidiomdünya evine girmek, evlenmek
- tie upphr.v.bağlamak, iple bağlamak
- tie wrapn.kablo bağı, plastik kelepçe
- black tien.smokin, smokinli resmî kıyafet
- black-tie eventn.smokin giyilen resmî davet
- bow tien.papyon
- break a tiecolloc.beraberliği bozmak, eşitliği bozmak
- bus tien.bara bağlantısı, bara köprüsü