standby
A1A2B1B2C1C2
/ˈstændˌbaɪ/
/ˈstændbaɪ/
-
1
hazır bekleme, yedek görevuncountable Aviation
The state of being ready to work or act at once if needed.
-
The pilot was on standby duty today.Pilot bugün yedek görevdeydi.
-
Rescue teams are on standby near the coast.Kurtarma ekipleri kıyı yakınında hazır bekliyor.
-
-
2
bekleme listesiyle uçmauncountable Travel
A way of travelling in which you wait at the airport for an unsold seat.
-
We got seats on standby for the flight.Bekleme listesinden uçuşa yer bulduk.
-
Airline staff often fly on standby at reduced prices.Havayolu çalışanları çoğu zaman indirimli fiyatla bekleme listesinden uçar.
-
-
3
yedekcountable
A person or thing kept ready to be used if needed.
-
Powdered milk is a useful standby when you run out of fresh milk.Taze süt bittiğinde süt tozu işe yarar bir yedektir.
-
Keep a torch as a standby in case the power goes off.Elektrik kesilirse diye yedek olarak bir el feneri bulundurun.
-
-
4
bekleme moduuncountable Electronics
A state in which a device is switched on but not active, ready to be used.
-
Don't leave the TV on standby all night.Televizyonu bütün gece bekleme modunda bırakma.
-
The printer goes into standby after ten minutes.Yazıcı on dakika sonra bekleme moduna geçer.
-
Synonyms
Collocations
Phrases 9
See all- standby ADIn.yedek ADI, yedek durum göstergesi
- standby altimetern.yedek altimetre, yardımcı altimetre
- standby instrumentsn.yedek göstergeler, yedek cihazlar
- standby moden.bekleme modu
- standbyinterj.bekleyin, beklemede kalın
- airport standbyn.havalimanında yedek bekleme, havalimanı yedek görevi
- leave something on standbycolloc.bir cihazı bekleme modunda bırakmak
- on standbyexpr.beklemede, hazırda
- squawk standbyv.(transponderi) bekleme moduna almak