son
A1A2B1B2C1C2
/sʌn/
/sʌn/
-
1
oğul, erkek evlatcountable
A male child in relation to his parents.
-
Their son is studying medicine at university.Oğulları üniversitede tıp okuyor.
-
My son loves playing football with his friends.Oğlum arkadaşlarıyla futbol oynamayı çok sever.
-
-
2
evlat, oğlumcountable Informal
A friendly way for an older man to speak to a boy or a young man.
-
'Can I help you, son?' asked the old man.'Yardım edebilir miyim, evlat?' diye sordu yaşlı adam.
-
Listen, son, you need to drive more slowly.Bak evlat, daha yavaş sürmen lazım.
-
-
3
(bir yerin) evladı, (bir yerin) yetiştirdiği kişicountable Literary
A man who comes from a particular place or belongs to a particular group.
-
He is one of the town's most famous sons.Kasabanın yetiştirdiği en ünlü kişilerden biridir.
-
The city held a party to welcome home its famous son.Şehir, ünlü evladını karşılamak için bir kutlama düzenledi.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
only soneldest sonoldest sonyoungest sonsons and daughtersson-in-lawfather and sonlike father, like sonhave a sonadopted son