child
A1A2B1B2C1C2
/tʃaɪld/
/tʃaɪld/
-
1
çocukcountable
A young person who is not yet an adult.
-
The child is playing with his toys.Çocuk oyuncaklarıyla oynuyor.
-
The museum has a special area for young children.Müzede küçük çocuklar için özel bir alan var.
-
-
2
evlat, (birinin) çocuğucountable
A son or daughter of any age.
-
My grandmother had five children and twenty grandchildren.Ninemin beş çocuğu ve yirmi torunu vardı.
-
My neighbours have two children, a boy and a girl.Komşularımın iki çocuğu var, bir oğlan bir kız.
-
-
3
bebekcountable
A baby that has not been born yet or has just been born.
-
She is expecting her first child in May.Mayısta ilk bebeğini bekliyor.
-
My sister had her first child last summer.Ablamın geçen yaz ilk bebeği oldu.
-
-
4
(bir dönemin, yerin) çocuğucountable
A person who is strongly influenced by a particular time or place.
-
My father is a child of the sixties and loves rock music.Babam altmışların çocuğu ve rock müziğe bayılıyor.
-
She was a child of the city and never liked village life.O bir şehir çocuğuydu ve köy hayatını hiç sevmedi.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
a young childa small childan only childhave a childbring up a childraise a childexpect a childchildren's bookschild carechild benefitfrom a childchild's play
Phrases 21
See all- child laborn.çocuk işçiliği
- child labourn.çocuk işçiliği
- child ledadj.çocuğun yönlendirdiği, çocuk yönlendirmeli
- child psychologistn.çocuk psikoloğu
- child soldiern.çocuk asker
- child supportn.çocuk nafakası
- as a childexpr.çocukken
- child-centeredadj.çocuk merkezli, çocuğa odaklı
- child-friendlyadj.çocuk dostu, çocuklara uygun
- competent childn.yetkin çocuk
- educate the whole childcolloc.çocuğu her yönüyle eğitmek, çocuğun bütünsel gelişimini desteklemek
- follow the childidiomçocuğu takip etmek, çocuğun ilgisini izlemek
- gifted childn.üstün yetenekli çocuk
- glass childn.cam çocuk, gölgede kalan çocuk