pickle
A1A2B1B2C1C2
/ˈpɪkəl/
/ˈpɪkəl/
GeneralFood
- 1 turşu yapmak, salamura etmek
- 2 zor durumda bırakmak, başını derde sokmak
Definition (English)
- To preserve food in vinegar or brine.
- To put into a difficult situation.
Example Sentences
-
My grandmother likes to pickle cucumbers in the summer.Büyükannem yazın salatalık turşusu yapmayı sever.
-
He found himself in a bit of a pickle.Kendini biraz zor bir durumda buldu.
Verb Forms Regular
Base
pickle
/ˈpɪkəl/
Past
pickled
/ˈpɪkəld/
Participle
pickled
/ˈpɪkəld/
Spelling rule
Ends in ‑e: add ‑dpickle → pickled
Fiil -e ile bittiği için sonuna yalnızca -d eklenir.
Same rule: love → loved · live → lived · use → used
Pronunciation of -ed
/t/worked
/d/played
/ɪd/wanted
Fiil yumuşak (ötümlü) bir ünsüzle, /l/ sesiyle bittiği için -ed /d/ okunur; yeni hece eklenmez. pickled /ˈpɪkəld/
Synonyms
Collocations
pickle cucumberspickle vegetablespickle jarspickle brinepickle recipepickle flavor
Phrases 8
See all- picklen.turşu
- bread and butter picklen.tatlı salatalık turşusu, tatlı-ekşi salatalık turşusu
- fridge picklen.buzdolabı turşusu, soğuk turşu
- in a pickleidiomzor durumda, sıkışmış
- quick picklen.hızlı turşu, pratik turşu
- refrigerator picklen.buzdolabı turşusu, soğuk turşu
- sour picklen.ekşi turşu, fermente turşu
- sweet picklen.tatlı turşu