on top of
A1A2B1B2C1C2
/ɑn tɑp əv/
/ɒn tɒp əv/
-
1
(bir şeyin) üstünde, (bir şeyin) üzerinde
Directly above something else and touching it.
-
The keys are on top of the fridge.Anahtarlar buzdolabının üstünde.
-
She put the books on top of each other.Kitapları üst üste koydu.
-
-
2
(bir şeye) ek olarak, (bir şeyin) yanı sıra
In addition to something else, often something negative.
-
On top of all that, he lied.Üstüne üstlük yalan söyledi.
-
On top of losing my wallet, I missed the last bus.Cüzdanımı kaybetmenin yanı sıra son otobüsü de kaçırdım.
-
-
3
(bir işe) hâkim, (işi) kontrol altında
In control of a situation or task and dealing with it well.
-
She is always on top of her homework and never falls behind.Ödevlerini hep kontrol altında tutar ve asla geri kalmaz.
-
It is hard to stay on top of all these emails.Bütün bu e-postaları kontrol altında tutmak zor.
-
Phrases 51
See all- on top of thatexpr.üstüne üstlük, bir de
- topn.tepe, üst kısım
- topadj.en üstteki, en yukarıdaki
- topv.aşmak, geçmek
- top 40n.Top 40 listesi, en çok dinlenen 40 şarkı
- top altituden.üst irtifa, maksimum irtifa
- top bananaidiomen yetkili kişi, patron
- top bar hiven.üst çıtalı kovan
- top coatn.son kat boya, üst kat
- top dogn.bir numara, lider
- top dollaridiomyüksek fiyat, yüklü para
- top downadj.yukarıdan aşağıya, genelden özele
- top grainadj.üst katman (deri)
- top hatn.silindir şapka