money
A1A2B1B2C1C2
/ˈmʌni/
/ˈmʌni/
-
1
parauncountable
The coins and notes that people use to buy things, or the amount of this that someone has.
-
I don't have enough money for this.Bunun için yeterli param yok.
-
She has a lot of money in her bank account.Banka hesabında çok para var.
-
-
2
servet, zenginlikuncountable
A large amount of money that a person or a family owns; wealth.
-
He made his money in the hotel business.Servetini otel işinden kazandı.
-
Her family has money, so she never worries about bills.Ailesi varlıklı, bu yüzden faturaları hiç dert etmez.
-
-
3
kazanç, ücretuncountable
The amount of money that someone earns for doing a job.
-
She loves her job, but the money isn't very good.İşini seviyor ama kazancı pek iyi değil.
-
You can earn good money as a software developer.Yazılım geliştirici olarak iyi para kazanabilirsin.
-
-
4
para birimi, dövizuncountable
The coins and notes used in a particular country; currency.
-
Don't forget to change some money before your trip.Yolculuktan önce biraz döviz bozdurmayı unutma.
-
Do you still have any Turkish money left?Hâlâ Türk paran kaldı mı?
-
Synonyms
Collocations
make moneyearn moneyspend moneysave moneyborrow moneywaste moneypocket moneyget your money backmoney is tightgood moneyget your money's worthfor my money
Phrases 46
See all- money back guaranteen.para iade garantisi
- money balln.veri odaklı spor analizi, istatistiksel spor analizi
- money doesn't grow on treesidiompara ağaçta bitmiyor, para kolay kazanılmıyor
- money is tightexpr.para sıkıntısı olmak, bütçe dar olmak
- money launderern.kara para aklayan kişi
- money launderingn.kara para aklama
- money marketn.para piyasası
- money market accountn.para piyasası hesabı
- money market fundn.para piyasası fonu, likit fon
- money supplyn.para arzı
- money talksidiompara her kapıyı açar, para konuşur
- money to burnidiomsürüsüne bereket para, harcayacak bol para
- a fool and his moneyidiomaptalın parası tez biter
- anti-money launderingn.kara para aklamayla mücadele