in person
A1A2B1B2C1C2
/ɪn ˈpɜrsən/
/ɪn ˈpɜːsən/
- 1 yüz yüze, şahsen, bizzat
Definition (English)
By being physically present rather than through other means like phone or email.
Example Sentences
-
Tim hoped he and Svetlana would get along as well in person as they did online.Tim, Svetlana ile yüz yüze de internetteki kadar iyi anlaşmayı umut ediyordu.
-
After hearing so much about Donna's boyfriend, I'm looking forward to meeting him in person.Donna'nın sevgilisi hakkında çok şey duyduktan sonra onunla şahsen tanışmak için sabırsızlanıyorum.
Synonyms
Phrases 15
See all- personn.kişi, insan
- person firstadj.kişi öncelikli, önce kişiyi vurgulayan
- a level-headed personcolloc.dengeli kişi, mantıklı insan
- close third personn.yakın üçüncü kişi anlatımı, sınırlı üçüncü kişi anlatımı
- first personn.birinci şahıs, birinci kişi
- first person viewn.birinci şahıs bakış açısı
- first-person shootern.birinci şahıs nişancı oyunu, FPS oyunu
- first-person videon.birinci şahıs video, kişinin gözünden çekilmiş video
- if you've met one autistic person, you've met one autistic personidiomher biri farklıdır, birini tanıdıysan yalnızca birini tanımışsın
- in-personadj.yüz yüze
- one person one voteidiombir kişi, bir oy, eşit oy hakkı
- safe personn.güvenilir kişi, güven duyulan kişi
- second personn.ikinci tekil/çoğul şahıs, ikinci şahıs
- third personn.üçüncü şahıs, üçüncü kişi