high ground
A1A2B1B2C1C2
/haɪ graʊnd/
/haɪ graʊnd/
GeneralGeography
- 1 yüksek yer, yüksek arazi uncountable
Definition (English)
An elevated area of land, often safer during floods.
Example Sentences
-
During the flood, people moved to high ground.Sel sırasında insanlar yüksek yerlere taşındı.
-
The village was built on high ground to avoid flooding.Köy, su baskınlarından korunmak için yüksek bir arazi üzerine kurulmuştu.
Figurative
- 1 ahlaki üstünlük, üstün konum uncountable
Definition (English)
A position of moral superiority or advantage in an argument.
Example Sentences
-
He refused to insult his rival and took the moral high ground.Rakibine hakaret etmeyi reddederek ahlaki üstünlüğü ele aldı.
-
Both sides claimed the high ground in the debate.Tartışmada iki taraf da ahlaki üstünlüğün kendisinde olduğunu iddia etti.
Collocations
take the moral high groundclaim the high groundmove to high ground
Phrases 60
See all- highadv.yükseğe, yüksekte
- highadj.yüksek, yüksek (fiyat, ısı vb.)
- highn.en yüksek değer, rekor düzey
- high acidadj.yüksek asitli, çok asitli
- high alertn.yüksek alarm, tam teyakkuz
- high alpha passn.yüksek hücum açısı geçişi, yüksek alfa geçişi
- high altitude chartn.yüksek irtifa haritası
- high approachn.yüksek yaklaşma
- high aspect ratioadj.yüksek en-boy oranlı
- high atlasn.Yüksek Atlas
- high availabilityn.yüksek kullanılabilirlik, yüksek erişilebilirlik
- high beamn.uzun far
- high blood pressurecolloc.yüksek tansiyon
- high blood pressuren.yüksek tansiyon, hipertansiyon