high
A1A2B1B2C1C2
/haɪ/
/haɪ/
-
1
yükseğe, yüksekte
At or to a position far above the ground.
-
The eagle flew high above the mountains.Kartal dağların üzerinde yükseklerde uçtu.
-
She jumped high to catch the ball.Topu yakalamak için yükseğe zıpladı.
-
-
2
yüksek düzeyde, üst sıralarda
At or to a high level, value or amount.
-
Food prices have climbed even higher this month.Gıda fiyatları bu ay daha da yükseğe tırmandı.
-
Our university ranks high in the national lists.Üniversitemiz ulusal sıralamalarda üst sıralarda yer alıyor.
-
-
3
ince sesle, tiz
With a high sound.
-
I can't sing that high anymore.Artık o kadar ince sesle şarkı söyleyemiyorum.
-
The violins play high while the cellos play low.Kemanlar tiz, çellolar pes çalıyor.
-
Synonyms
Antonyms
Collocations
high uphigh abovefly highaim highrank highsearch high and lowrun highhold your head high
Phrases 60
See all- high acidadj.yüksek asitli, çok asitli
- high alertn.yüksek alarm, tam teyakkuz
- high alpha passn.yüksek hücum açısı geçişi, yüksek alfa geçişi
- high altitude chartn.yüksek irtifa haritası
- high approachn.yüksek yaklaşma
- high aspect ratioadj.yüksek en-boy oranlı
- high atlasn.Yüksek Atlas
- high availabilityn.yüksek kullanılabilirlik, yüksek erişilebilirlik
- high beamn.uzun far
- high blood pressurecolloc.yüksek tansiyon
- high blood pressuren.yüksek tansiyon, hipertansiyon
- high bypassadj.yüksek baypas oranlı
- high campn.yüksek kamp, son kamp
- high carbadj.yüksek karbonhidratlı, çok karbonhidratlı