fix
A1A2B1B2C1C2
/fɪks/
/fɪks/
- 1 durum
- 2 çözüm
Definition (English)
- A difficult situation that is hard to escape from.
- A solution to a problem.
Example Sentences
-
He found himself in a real fix.Kendini gerçek bir çıkmazda buldu.
-
We need to find a fix for this issue.Bu sorun için bir çözüm bulmalıyız.
Synonyms
Antonyms
Collocations
Phrases 18
See all- fix upphr.v.onarmak, elden geçirmek
- fixv.tamir etmek, düzeltmek
- be in a fixidiomzor durumda kalmak, başı dertte olmak
- course to fixn.fikse rota, fikse kadar rota
- direct to fixn.noktaya doğrudan bacak, DF bacağı
- DME fixn.DME fiksi
- feeder fixn.besleme fiksi, besleme noktası
- final approach fixn.son yaklaşma noktası, son yaklaşma fiksi
- following fixn.müteakip fiks, sonraki fiksten sonraki fiks
- holding fixn.bekleme fiksi
- initial approach fixn.ilk yaklaşma fiksi, başlangıç yaklaşma noktası
- intermediate fixn.ara yaklaşma fiksi
- radius to fixn.RF ayağı, sabit yarıçaplı dönüş ayağı
- radius to fix legn.RF bacağı, sabit yarıçaplı dönüş bacağı