find
-
1
bulmak
To discover where someone or something is, especially after searching.
-
Did you find your phone? – Yes, it was in my bag.Telefonunu buldun mu? – Evet, çantamdaymış.
-
I can't find my glasses anywhere.Gözlüğümü hiçbir yerde bulamıyorum.
-
-
2
rastlamak, (tesadüfen) bulmak
To discover someone or something by chance.
-
I found a wallet in the street this morning.Bu sabah sokakta bir cüzdan buldum.
-
We found a lovely little café near the harbour.Limanın yakınında şirin küçük bir kafeye rastladık.
-
-
3
(iş, ev vb.) bulmak, (zaman) ayırmak, edinmek
To get something that you need or want, such as a job, money or time.
-
It took him six months to find a job.İş bulması altı ay sürdü.
-
I can never find time to read these days.Bu aralar okumaya hiç zaman ayıramıyorum.
-
-
4
(ilginç, zor vb.) bulmak, (zor, kolay vb.) gelmek
To have a particular opinion or feeling about something after experiencing it.
-
I find this book very interesting.Bu kitabı çok ilginç buluyorum.
-
Many students find grammar difficult at first.Birçok öğrenciye dil bilgisi başta zor gelir.
-
-
5
fark etmek, anlamak, (bir hâlde) bulmak
To discover that something is true, or that something is in a particular state.
-
We came home and found the door open.Eve geldik ve kapıyı açık bulduk.
-
She woke up to find that it had snowed.Uyandığında kar yağmış olduğunu fark etti.
-
-
6
tespit etmek, ortaya koymak
To discover facts or information by studying or testing something.
-
Scientists have found a link between sleep and memory.Bilim insanları uyku ile hafıza arasında bir bağlantı tespit etti.
-
The study found that most people sleep too little.Araştırma çoğu insanın çok az uyuduğunu ortaya koydu.
-
-
7
bulunmak, (bitki) yetişmek
To exist or be present in a particular place, used in the passive.
-
This flower is found only in the mountains of Turkey.Bu çiçek yalnızca Türkiye'nin dağlarında yetişir.
-
Vitamin C is found in oranges and lemons.C vitamini portakal ve limonda bulunur.
-
-
8
kendini (bir yerde/durumda) bulmak
To realize that you are in a place or a situation that you did not plan, used in 'find yourself'.
-
After a few wrong turns, we found ourselves in a tiny village.Birkaç yanlış dönüşten sonra kendimizi küçücük bir köyde bulduk.
-
She suddenly found herself alone in the big house.Birden kendini büyük evde yalnız buldu.
-
-
9
(cesaretini) toplamak, (güç, enerji) bulmak
To manage to have a quality such as courage or strength when you need it.
-
She finally found the courage to tell him the truth.Sonunda ona gerçeği söyleme cesaretini topladı.
-
I don't know where he found the energy to keep going.Devam etmek için gereken enerjiyi nereden bulduğunu bilmiyorum.
-
-
10
(suçlu/suçsuz) bulmak, hüküm vermek
To decide officially in a court that someone is guilty or not guilty.
-
The jury found him not guilty.Jüri onu suçsuz buldu.
-
She was found guilty of stealing from the shop.Dükkândan hırsızlık yapmaktan suçlu bulundu.
-
Verb Forms Irregular A-B-B · Past ve participle aynı
No ‑ed✗finded ✓found
Bu fiil düzensizdir: -ed kuralı uygulanmaz, past ve participle biçimleri ezberlenir.
- Pastfind → foundSesli harf değişir: i → ou.
- Participlefind → foundParticiple, past ile aynıdır.
Synonyms
Antonyms
Collocations
Phrases 9
See all- find and replacen.bul ve değiştir
- find fault with somethingidiombir şeye kulp takmak, kusur bulmak
- find outphr.v.öğrenmek, anlamak
- find queryn.arama sorgusu, bulma sorgusu
- find something abhorrentcolloc.bir şeyi iğrenç bulmak, bir şeyi kabul edilemez bulmak
- find something off-puttingcolloc.bir şeyi itici bulmak
- findn.keşif, buluntu
- barn findn.ahır buluntusu
- please find attachedexpr.ekte bulabilirsiniz, ekte gönderiyorum