entanglement
A1A2B1B2C1C2
/ɪnˈtæŋgəlmənt/
/ɪnˈtæŋgəlmənt/
-
1
karışık ilişki, içinden çıkılmaz durumcountable
A difficult or complicated situation or relationship that is hard to escape from.
-
She wanted to avoid any romantic entanglements this year.Bu yıl her türlü karışık aşk ilişkisinden uzak durmak istiyordu.
-
The company's legal entanglements cost it a lot of money.Şirketin içinden çıkılmaz hukuki sorunları ona çok paraya mal oldu.
-
-
2
dolaşma, takılıp kalmauncountable
The state of being twisted or caught in something such as wire, rope or a net.
-
Whales sometimes die from entanglement in fishing nets.Balinalar bazen balık ağlarına dolanarak ölür.
-
Keep the cables tidy to prevent entanglement.Kabloların dolaşmasını önlemek için onları düzenli tutun.
-
-
3
dolanıklıkuncountable Physics
In physics: a link between particles so that a change in one instantly affects the other, however far apart they are.
-
Quantum entanglement is a strange but powerful effect.Kuantum dolanıklığı garip ama güçlü bir etkidir.
-
Scientists use entanglement to build new kinds of computers.Bilim insanları yeni tür bilgisayarlar geliştirmek için dolanıklıktan yararlanıyor.
-
Antonyms
disentanglement
Collocations
quantum entanglementromantic entanglementlegal entanglemententanglement in fishing nets