entangled
A1A2B1B2C1C2
/ɛnˈtæŋgəld/
/ɪnˈtæŋgəld/
-
1
dolaşmış, takılmış
Twisted together with, or caught in, something such as rope, wire or branches.
-
A dolphin was found entangled in a fishing net.Bir yunus balık ağına dolanmış halde bulundu.
-
The headphone cables were entangled again.Kulaklık kabloları yine birbirine dolaşmıştı.
-
-
2
(bir işe) karışmış, içinden çıkılmaz
Involved in a difficult or complicated situation that is hard to escape.
-
He became entangled in a long legal dispute.Uzun bir hukuki anlaşmazlığın içine çekildi.
-
The problem became increasingly entangled.Sorun giderek içinden çıkılmaz bir hal aldı.
-
-
3
dolanık Physics
In quantum physics, particles that are linked and influence each other instantaneously.
-
Entangled particles affect each other even when they are far apart.Dolanık parçacıklar birbirinden çok uzakta olsalar bile birbirlerini etkiler.
-
Scientists sent entangled photons between two cities.Bilim insanları iki şehir arasında dolanık fotonlar gönderdi.
-
Synonyms
tangledintertwinedknottedcaught up
Antonyms
disentangleduntangled
Collocations
get entangled inbecome entangled inentangled particlesentangled state