chip
A1A2B1B2C1C2
/tʃɪp/
/tʃɪp/
-
1
kırık parça, yonga, çentikcountable
A small piece broken off something, or the mark left where it broke off.
-
There is a chip on the edge of this plate.Bu tabağın kenarında bir çentik var.
-
Wood chips covered the floor of the workshop.Atölyenin zeminini tahta yongaları kaplamıştı.
-
-
2
patates kızartması, cipscountable Food
A long thin piece of fried potato (British English), or a thin crisp slice of potato (American English).
-
Do you want fish and chips for dinner?Akşam yemeğinde balık ve patates kızartması ister misin?
-
We bought a bag of chips for the trip.Yolculuk için bir paket cips aldık.
-
-
3
çip, mikroçipcountable Electronics
A very small piece of material with electronic circuits on it, used in computers and phones.
-
The new phone has a powerful chip inside.Yeni telefonun içinde güçlü bir çip var.
-
Every new passport has a small chip with personal data.Her yeni pasaportta kişisel verileri içeren küçük bir çip var.
-
Synonyms
Collocations
Phrases 20
See all- chip and PINn.çip ve şifre sistemi
- chip buttyn.patates kızartmalı sandviç
- chip cardn.çipli kart, akıllı kart
- chip designn.çip tasarımı
- chip detectorn.talaş dedektörü, metal parçacık dedektörü
- chip inphr.v.katkıda bulunmak, ortaklaşa para vermek
- chip kickn.aşırtma vuruş, aşırtma
- chip leadern.en çok çipe sahip oyuncu, çip lideri
- chip stackn.çip yığını, fiş yığını
- chip tip proben.çipli uçlu prob
- chipv.(kenarını, ucunu) kırmak, (bir yerinden) çentmek
- blue chipn.mavi çip, birinci sınıf hisse senedi
- blue chip companyn.mavi çipli şirket
- blue chip stockn.mavi çipli hisse senedi, blue chip hisse