box in
A1A2B1B2C1C2
/bɑks ɪt ɪn/
/bɒks ɪt ɪn/
- 1 kısıtlamak, sınırlamak
- 2 sıkıştırmak, önünü kapatmak
Definition (English)
- To limit someone's freedom or choices.
- To surround a person or vehicle so that it cannot move.
Example Sentences
-
The new rules seem to box in small businesses.Yeni kurallar küçük işletmeleri kısıtlıyor gibi görünüyor.
-
Don't box yourself in; explore all your options.Kendini kısıtlama; tüm seçeneklerini değerlendir.
-
The police boxed in the suspect's car.Polis şüphelinin arabasını sıkıştırdı.
-
A delivery van boxed me in, so I couldn't leave the car park.Bir teslimat kamyoneti önümü kapattı, bu yüzden otoparktan çıkamadım.
Phrases 41
See all- boxn.kutu, sandık
- boxv.kutulamak, kutuya koymak
- box breathingn.kutu nefesi, kare nefes
- box jumpn.kutu sıçraması, kutu atlama
- box officen.gişe, bilet gişesi
- box plotn.kutu grafiği, kutu-bıyık grafiği
- box springn.yaylı baza, baza
- box the wakeidiom(çekici uçağın) izi çevresinde kutu çizmek
- 9-box gridn.9 kutulu matris, 9 kutulu tablo
- ballot boxn.oy sandığı, sandık
- batter's boxn.vurucu kutusu, vuruş alanı
- bento boxn.bento kutusu, bölmeli beslenme kutusu
- big-box storen.büyük ölçekli mağaza, hipermarket
- Black boxn.kara kutu