privilege
A1A2B1B2C1C2
/ˈprɪvɪlɪdʒ/
/ˈprɪvɪlɪdʒ/
Formal
- 1 (birine) ayrıcalık tanımak, kayırmak
Definition (English)
To give one person or group special rights or advantages that others do not have.
Example Sentences
-
The school's rules seemed to privilege older students.Okulun kuralları üst sınıflardaki öğrencileri kayırıyor gibiydi.
-
Critics say the new system privileges people who live in cities.Eleştirmenler yeni sistemin şehirlerde yaşayanlara ayrıcalık tanıdığını söylüyor.
FormalAcademic
- 1 (bir şeyi diğerinden) üstün tutmak, (bir şeye) öncelik tanımak
Definition (English)
To treat one thing as more important than another, especially in academic writing.
Example Sentences
-
The course privileges writing skills over speaking.Kurs, yazma becerilerini konuşma becerilerinden üstün tutuyor.
-
Many studies have privileged numbers over people's real experiences.Pek çok çalışma, insanların gerçek deneyimleri yerine sayılara öncelik tanıdı.
Verb Forms Regular
Base
privilege
/ˈprɪvɪlɪdʒ/
Past
privileged
/ˈprɪvɪlɪdʒd/
Participle
privileged
/ˈprɪvɪlɪdʒd/
Spelling rule
Ends in ‑e: add ‑dprivilege → privileged
Fiil -e ile bittiği için sonuna yalnızca -d eklenir.
Same rule: love → loved · live → lived · use → used
Pronunciation of -ed
/t/worked
/d/played
/ɪd/wanted
Fiil yumuşak (ötümlü) bir ünsüzle, /dʒ/ sesiyle bittiği için -ed /d/ okunur; yeni hece eklenmez. privileged /ˈprɪvɪlɪdʒd/
Synonyms
Antonyms
Collocations
privilege something over somethingprivilege a small groupprivilege certain voicestend to privilege